Seren KIZILBOĞA - Nazlı YILMAZ
|
| Sevgili Günlüğüm, Hiç Öbür dünyayı hayal edebiliyor musun? Tabiî kide hayır. Çünkü orayı kimse hayal edemez. Ben bazen uyurken hayal etmeye çalışıyorum. Ama olmuyor. İşte dediğim gibi hiç kimse hayal edemez. Bazı insanlar Allah’a ibadet etmeyip, daha doğrusu Yüce Allah’a teşekkür etmeden Cennete gideceğini sanıyor. Ama kim bizi yaratana teşekkür etmeden Cennete gidebilir ki? Benim fikrim Böyle. | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
Zeynep Betül TARI
|
| İtaat kültürünü benimsemiş, koyun gibi güdülmeye alışmış, içinde yaşadığı dünyayı anlamlandırmak için bile düşünmekten kaçınan Müslüman kitlesi oluştu ne yazık ki. Yalnızca yatıp kalkıp namaz kılmak, oruç tutmakla vs.. yetinen, İslam’ın şartını sadece beş maddeye indirgeyip, Kur'an ve sünnetten uzak yalnızca rivayet temelli bir din döngüsü içine hapsolmuş zihinler türedi.. Kurtuluş günde bilmem kaç defa çekilecek tesbihlerle gerçekleşecek ve cennetin en güzel köşesine yerleşilecek nasıl olsa... zaten bir Müslüman daha ne ister ki(!)... | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
| Malik bin NEBİ |  | | Toplumdan soyutlanmış birey, yapayalnız kaldığında, bin yıllık tarihî deneyimi kendi hesabına yeniden yaşamak ve ister istemez azalmış bir zaman dilimi içinde onu bir daha yapmak suretiyle hayatta kalabilir. | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
Afşin SELİM
|  | Bu şehirdeki park beni bekliyor. Gitmeliyim. Tabiat ile konuşmalıyım. Yeşilliğin tonlarını görmeliyim. Seyretmeliyim. Daha sonra duymalıyım yaprakların sesini... Bu yapraklar kime ses veriyor? Ne diyorlar? Bilmeliyim... Bu rüzgârlar kim için esiyor, öğrenmeliyim... Yoksa bu park yalnızca hafta sonları... | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
Zeynep Sümeyye ÖZTORA
|
| Cahilliğin en hoyrat estiği yerde, toprağı cehaletin ıslattığı bir memlekette, delisine vurgun ve pisliğine sürgündür her yankı. Nefes almak yoktur bu diyarda. İzinsiz aldığın her nefes bir tokat gibi çarpar. Kuru gül misali. Ölümü kendisi getirir. Ama bir o kadar da korkar ölümden. Tabana kuvvet kaçışlarını seyrettirir. Kırılan her onur birikir cehalet testisinde. Bu memlekette delisine vurgun ve pisliğine sürgündür her yankı. Yaptığın her doğru hatadır onlar için. Balçıkla sıvanan elleriyle saldırırlar. Cehalet fıçısında biriken, cehalet tükrüğünü salarlar. | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
Özgül ÖZTÜRK
|
| Hayata salınan masum çocuklardık biz… Annelik ve babalık görevi yedi yaşına kadardı. Anne de, baba da bilmezdi okuma-yazmayı. “Sen oku! Güzel kızım” derdi annem. “Oku! Elin kahrını çekme! Oku, büyük adam ol!”derdi babam. Bilmezdim o zamanlar dünyanın diğer yarısının karanlık olduğunu,
| |
|
Yazının Devamı
|
|
|
E. Betül YUNUSOĞLU
|
| Dostluk sevgidir,
Bir ekmeği bölüşmektir.
Paylaşmaktır elindekini,
Hepsinden önemlisi
Sıkıntılı ânında,
Yanında olmaktır
| |
|
Yazının Devamı
|
|
|
Rukiye TÜRKYILMAZ
|  | | Fırtınalı bir gün… Aralıksız yağmur yağıyor… Kirlenmiş caddeleri ve sokakları arındırırcasına durmaksızın yağmakta. Bu yağış hayatın akışını ve rutinliğini durdurdu. Sanki yağmur: “Durunda bir düşünün hele, bakın etrafa ve beni dinleyin!”diyor. Sanırım iç dünyalarında bu fısıltıyı duyanlar hemen kulak kesileceklerdir. Ve buğulu pencerelerini elleriyle silip.. | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
| |
| Ramazan 1 Bugün evde bir acayiplik var. Herkes sessizce işine okuluna gidiyor. Annem "Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım" dedi. Kimse yemek yemiyor, su içmiyor. Ablam bile!
Ramazan 5 Önce diyet yaptıklarını sanmıştım. İzledim hepsini. Akşama doğru hepsi sessizleşiyor. Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar. | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
Sevgi BAHAR
|  | Merhameti damarlarından zorbaca çekmiş kaskatı bedenlerin karanlıklarda yitirdikleri hayatlarıdır dumu’!..
Kendilerini kural koyucu ve otorite olarak görenlerin Filistin ,Irak ve Kafkasya başta olmak üzere tüm dünyada uyguladıkları Emperyalist, Faşist, Materyalist... | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
Samet BEHRENGİ
|  | Denizin derinliklerinde yaşlı balık on iki bin çocuğu ve torununu başına toplamış onlara masal anlatıyordu: Bir zamanlar annesiyle ırmakta yaşayan küçük bir kara balık vardı. Bu ırmak dağdaki bir kayadan doğuyor ve vadinin tabanında akıyordu. Küçük balık ile annesinin evi siyah bir taşın arkasıydı; yosunlar da evin çatısını oluşturuyordu. Geceleri yosunların altında uyuyorlardı. | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
| Sevgi BAHAR |
| İnsanların içinde binlerce umut ışığı yanarmış. Bunlar zaman geçtikçe üzüntü ve kaygıların sonucunda birer birer sönermiş. Ta ki son bir tane kalıncaya kadar… Son ışık insanın doğduğu ilk günkü gibi yanmaya devam edermiş. Zaten diğer ışıklar pervane gibi... | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
| Fatma AYCIL |
| | Ümidin bittiği yer, anne ve babalarımızı Darülaceze gibi yerlere bırakmak değildi. Darülacezeye ayak bastığım ilk an tüylerim diken diken oldu. İnsanlar; anne ve babasını bu durumlara nasıl düşürebiliyorlardı. Burası, ailesi olup da buraya getirilenler için kötü; kimsesi olmayanlar içinse iyi bir yerdi. Ben oradaki teyzeleri ve amcaları çok sevdim. Onlar da bizi görünce... | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
| Alphonse DAUDET |
| | Tahtın küçük varisi hasta, küçük veliaht ölecek… bütün kraliyet kiliselerinde gece gündüz kutsal ekmek ve şarap dağıtılıyor ve çocuğun iyi olması için koca koca mumlar yakılıyordu. Köhne başkent sokakları kederli ve ıssızdı. Çanlar çalınmaz olmuştu.... | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
| Alfred ADLER |
| | Toplum bizden yaşama biçimimizi ve hayatımızı yöneten kuralları olduğu kadar, ruhumuzun gelişmesini de etkileyen bir takım yükümlülükleri yerine getirmemizi ister.Bireyle toplumun teğet noktası, insanın iki cinsten oluşması gerçeğinde... | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
| Hans Christian ANDERSEN |  | | Eski zamanlarda küstah, kötü huylu bir hükümdar vardı. Bütün düşündüğü, dünyayı baştan başa fethetmek, her yana adıyla korku salmaktı. Ateşle, silahla ülkeleri dolaşıyor, askerleri tarlalardaki ürünleri çiğniyor, köy evlerini yakıyor, kızıl alevler ağaçların yapraklarını kavuruyor, kömür haline gelen yemişler kararmış dallardan aşağıya sarkıyordu.Bazı zavallı anneler, kucaklarındaki ... | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
| Mustafa Ruhi ŞİRİN |
| Elif’çiğim, kardeşçiğim;
Nasıl başlasam bilemiyorum… Sizlerden ayrılalı, üç arpa boyu zaman geçti. Güneş, yedi kere doğup battı. Ay-dede, yedi kere büyüdü. Büyüdükçe, ninniler söyledi, uyuyan bebeklere. Derelerin altından bir gökkuşağı boyu su aktı. Civcivler, ihtiyar tilkiler kadar yol yürüdü... | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
| İsmail KARAKURT | 
| beni geleceğe melekler taşıyor anne beni ışıklı günlere
gökyüzünde serazat kuşlar çocuk sesimde gül kokuları bu şarkıyı anneme alın götürün kuşlar | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
| E. İrem SEKİLİ |
| Bir kuş hayalimde Beyaz ve göklerde Dünyaya sevgi dağıtıyor Sıcacık kalbiyle
| |
|
Yazının Devamı
|
|
|
Cahit ZARİFOĞLU
|  | Boyun kocaman Kolların güçlü Bir hamlede kaldırıyorsun Üçümüzü Her sabah gidersin Ekmeğimiz için Her akşam Yorgun Ama yüzün güleç Dönüşün bir düğün |
|
|
Yazının Devamı
|
|
|
Cahit ZARİFOĞLU
|  | Yüzümde duyuyorum Bakışını Uyurken de
Ellerin Öyle sıcak ki Kış gecesinde | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
Prof. Dr. Süleyman Hayri BOLAY
|  | | Çocuklar, insan yavrusu olarak her devirde ve her cemiyette alâka ile takip edilmesi gereken yaratıklardır. Doğduğu günden itibaren çocuğa alâka göstermeyen ana-babalar, aileler, cemiyetler ve devletler daima hüsranla karşılaşmak mecburiyetindedirler. |
|
|
Yazının Devamı
|
|
|
Duygu ÇELİK
|  | | İçimizde Yaşayan Gerçek Martı Jonathan’lara... Martı Jonathan, her şeyi öğrenmek isteyen, mükemmele ulaşmak, sınırları aşmak için çabalayan bir martıdır. | |
|
Yazının Devamı
|
|
|
Arif AY
|  | sana anlatacaklarım var otur bir bardak su biraz zeytin gözlerin / tüm sevincin önce sofrayı kur | |
|
Yazının Devamı
|
|
|