Anasayfa  |   Dinleti  |   Kitaplık  |   Sanattan Yaşama  |   İletişim  
Anasayfa
Kuran Mektebi
Felsefi Bakış
Makaleler
Göller Ülkesinde Bir Ada
Kitap Tahlilleri
Sebilürreşad ve Sıratı Müstakimden
Basından
Söyleşiler
Kültür Sanat
Tozlu Sayfalar
Güne Gecikmiş Fotoğraflar
Çocuk ve Genç Mektebi
Düşünce-Analiz

Site İçi Arama




Mustafa SEKİLİ
Din ve Bilim
Düşünce-Analiz
Kamil KOÇ
Sanat Nedir? Hareketli Görüntünün Teorik Çerçevesi
Sanat
Kamil KOÇ
Sanat Nedir II
Sanat
Ali ŞERİATİ
Sevgi Aşktan Üstündür
Tozlu Sayfalar
Irvin YALOM
Annem ve Hayatın Anlamı
Öykü
Mustafa SEKİLİ
Prof. Dr. Fuat SEZGİN ile Söyleşi [Görüntülü]
Söyleşiler
Mustafa SEKİLİ
Âsaf HÜSEYİN ile Söyleşi
Söyleşiler
Mehmed ÂKİF
Sabır
Sebilürreşad ve Sıratı Müstakimden
Halime TOROS
Harezmi
Göller Ülkesinde Bir Ada
Prof. Dr. Fuat SEZGİN
İslam Kültür Dünyasının İlimler Tarihindeki Yeri
Makaleler
Paul TİLLİCH
İman ve Akıl
Düşünceler
Yasin YARAR
İçimizde Duran Hakikatin Hayat Üreten Yüzünü Perdeleyen Korku
Güne Gecikmiş Fotoğraflar
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Ahlaki-Vicdani Tükeniş
Düşünce-Analiz
Prof. Dr. İlhami GÜLER
Günümüzde Bir "Direniş Teolojisi"ne Duyulan İhtiyaç
Düşünce-Analiz
Hülya DURMUŞ
Shakespeare'in Üç Oyunu ve Şiddet Çeşitlemeleri
Tiyatro
Prof. Dr. Mevlüt UYANIK
Kenar Mahalle Köpeği
Sinema
Prof. Dr. İlhami GÜLER
İran İzlenimleri
Deneme
Özdemir ASAF
Geldim
Şiir
Tunku Hasan Dİ TİRO
Özgürlüğün Bedeli
Tozlu Sayfalar
  Anasayfa arrow Söyleşiler arrow Prof. Dr. Fuat SEZGİN ile Söyleşi [Görüntülü]
Prof. Dr. Fuat SEZGİN ile Söyleşi [Görüntülü]

Mustafa SEKİLİ

Prof.Dr.Fuat Sezgin Söyleşisinin Videosu için Tıklayınız...  

 Sayın Hocam, öncelikle, İslâm Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi’ni, İstanbul’a, Türkiye’ye kazandırdığınızdan dolayı size kalbî teşekkürlerimi sunuyorum. Duygularınızı öğrenmek istiyorum, bu konuda neler söylemek istersiniz?

Bu konuda ya çok şey söylenir ya da hiçbir şey söylenmez. Ortasını nasıl bulayım.Evvela içimde bir his var. Müslümanlar ilimler tarihindeki muazzam yerlerini   bilmedikleri için yahut müthiş yanlış şeyler bildikleri için Avrupa Dünyası karşısında büyük bir aşağılık duygusu içindeler. Benim amacım onlara ecdatlarının, atalarının ilimler tarihindeki muazzam yerini öğretmek, onları bu aşağılık duygusundan kurtarmaktır ve onları yapıcı yapmaktır. Benlik duygusu vermek. İşte bu mânâda Frankfurt’ta bir müzemiz var. Fakat tabi orada binamız küçük. Senede aşağı yukarı o müzeyi 30 bin kişi ziyaret ediyor; fazla değil. Fakat  İstanbul gibi bir yerde dünyanın büyük şehirlerinden biri olan ve dünyanın coğrafi bakımdan merkezi sayılabilecek bir yerde olan İstanbul gibi bir şehirde böyle bir müzeyi kurmak tabii çok benim istediğimi hedefe götürme bakımından çok isabetli bir şey. Ben mesela zamanla bu müzenin birkaç milyon insan tarafından, Türkler tarafından, turistler tarafından ziyaret edileceğini ümit ediyorum ve birkaç sene sonra İslâm Dünyası’nda bir değişiklik meydana geleceğini temenni, arzu ediyorum ve tahmin ediyorum. Onun için bu müzeyi kurmak kolay değildi. Fakat ben bu zahmeti üzerime aldım. Allah razı olsun. Mesela belediye başkanımız bize böyle bir bina hemen kolaylıkla verdi. Türk Hükümeti bunun finansmanını sağladı. Sayın başbakanımız da bu hususta çok uzak görüşlülük gösterdi ve bu müze açıldı. İnşallah bundan sonra insanların, Türklerin, Avrupalıların, Arapların hizmetinde olur.

İnşallah Hocam. Sizden kaynaklanmayan nedenlerden dolayı üniversiteyi bırakmak durumunda kaldınız ve Almanya’ya gittiniz. Şöyle geçmişe dönüp baktığınızda, o günkü Türkiye ile bugünkü Türkiye arasında bir fark var mı?

Türkiye tabii büyüdü nüfus bakımından. İktisadî bakımdan gelişti. Türkiye’de benim ayrıldığım zaman aşağı yukarı iki üniversite vardı. Bugün seksenin üzerinde üniversite var. Bu sayı bakımından tabii. Birçok bakımdan Türkiye’de gelişme oldu. Buna rağmen Türkiye’de o seneyi söylüyorum. Türkiye o zaman da maziyi unutan bir belde idi. İnsanları maziyi bilmiyorlar; aşağılık duygusu içindeydiler Avrupa Medeniyeti karşısında. Bu bakımdan büyük bir değişme olduğunu zannetmiyorum. Fakat burada beni çok üzen bir değişmeden ziyade menfi mânâda bir gelişme var; o da Türkiye’de insanlar daha çok galiba bana öyle geliyor ki materyalist olmaya başladılar. Türkiye’de herkesin şikâyet ettiği bir realite var. O da insanların vefasız olmaya başladığı, insanların bazılarının, çoğunun yalan söylediği… Yani ahlakî bakımdan Türkiye’de bir geriliğin olduğundan herkes şikâyet ediyor. Şikâyet edenler de kendilerini görmeden şikâyet ediyorlar. Fakat bu geriliğin bana kalırsa  bir uçuruma doğru bir gidiş şeklinde olan geriliğin üzerinde içtimaî, sosyal bir realite olarak durulmuyor. Benim için memleketimin, milletimin istikbali bakımından bazen uykumu kaçıracak şekilde bir dehşet konusu oluyor bu. Türkiye’deki bu menfi gelişme. Müspet gelişmeler de var. Onun yanında bu menfi gelişmeyi duyuramazsak, bunun sebepleri üzerinde durmazsak, buna çare aramazsak; bilmiyorum memleketimizin 20 sene sonraki geleceği nasıl görünür, bunu  ben tasavvur edemiyorum.  

Türkiye’deki üniversiteler bilimsel makale, eser üretme konusunda uluslararası standartların çok gerisinde. Sizce bunun sebepleri nelerdir?

Bunun sebebi umumiyetle ilimler bakımından, yaratıcılık bakımından bizim ülkemiz İslâm Dünyası’nın bir parçası olarak 16. yüzyılın sonlarından sonra gerilemeye başlamıştır. İslâm Dünyası’ndan alınan ilimler, 500 senelik alma işinden sonra Avrupa’yı bir önderlik durumuna geçirmiştir. Bu hâlâ devam ediyor. Türk münevverleri bunları 17. yüzyıldan itibaren Avrupa’nın daha önde olduğu realitesini yavaş yavaş görmeye başladılar ama bu Avrupalıların önderliğinin nereden geldiğini bilemiyorlardı. İslâm Dünyası’ndan geldiğini bilmiyorlardı. Eğer vaktiyle bilselerdi 17. yüzyılın başlarında bunun çaresi bulunabilirdi. Bu gerilik 400 sene gittikçe artmaya başladı. Buna ilaç bulunsaydı çare verir denildi. Bunun  üzerinde 19. yüzyıldan itibaren düşünülmeye başlandı. Zaten bu realite görüldü fakat bunun sebepleri üzerinde durulmadığından sebepleri hiçbir zaman bilinmedi. Cumhuriyet Devri’ne gelindi. Cumhuriyet Devri’nde bunu en iyi gören Atatürk oldu. Atatürk bunu değiştirmek istedi. Tamamıyla o reformların zaruretine inanıyordu ama sebeplerini bilemiyorlardı. Yani  Atatürk tüm zekasına rağmen, kabiliyetine rağmen bir bilim tarihçisi değildi. Ona yardım edecek bilim tarihçileri yoktu. Reformlar yapılıyordu. Fakat bu reformların neden yapıldığı bilinmiyor, reformları taşıyan insanları değiştirmek lazım geliyordu. Bu hususta fazla bir çare aranmıyordu. Türkiye’nin içinde yaşayan Türkler bunu bir cesaret mevzusu sanırlar ama ben Türkiye’nin dışında yaşayan bir Türk olarak bunun üzerinde duruyorum. Durmak, milletimin  kaderi üzerinde düşünmek benim varlığımın bir mânâsıdır. Buna yabancı kalamam. Mesela Atatürk din ve dünya işini ayırdı. Tamamıyla kabul ediyorum; ayırmak lazım. Seküler devlet, laik bir devlet kurmak istiyordu, kabul.  Bunun yanında dinin varlığını inkâr edemezdi, etmedi de. Diyanet İşleri Başkanlığı kurdu, bunu da kabul ediyorum. Fakat bu Diyanet İşleri’nin, mesela o zaman din işlerini üzerine alan insanların da geliştirilmesi lazım geldiği hakikatini gözden kaçırdı bizim Türkler veya Atatürk kaçırdı. Ama Atatürk’ün yanında birçok insan vardı, bunları ihmal etmeyeceklerdi. Üniversiteler üzerinde duruldu ama o zaman da çok gelişmiş bir İlâhiyat Fakültesi’nin zaruretine o gün inanmadılar. Ondan sonra gelen  İnönü Dönemi’nde 1949 senesinde Türkiye’de ilk defa İlâhiyat Fakülteleri kuruldu. Çok gecikilmişti. O zaman  ne kadar Türkiye’de üniversitede reform gerekiyorsa din işlerini üzerine alacak insanların da reforma ihtiyacı olduğunu ve onları yetiştirenlerin çaresine bakılması zarureti üzerinde durulmadı. Halbuki  Türk milletinin  büyük bir kısmı Müslüman olduğuna göre, İslâm dininin ahlaki prensipleri vardır. Bu prensipleri din adamları Müslümanlara uygulatacaktır. Bunları ulaştıracak insanlar, din adamı yok. Din adamı Türkiye’de bugüne kadar hatta -gücenmesin yine de beni dinleyecek din adamları- sadece camilerde ibadetten bahsediyorlar, cennet-cehennemden bahsediyorlar. Fakat İslâm’ın muazzam içtimai bir müessese olduğunu, onun ahlaki prensipleri olduğunu din adamları bilmiyorlar. Bilmedikleri için insanlara tesir edemiyorlar. Bunun hakikaten üzerinde durma vaktinin çoktan geldiğini hatta geçmekte olduğunu hatırlatmak istedim.

Çok doğru. Sizi, bilim tarihi, özellikle de İslam bilim tarihi sahasında çalışmaya iten sebepler nelerdi? Niçin bu alanda çalışmayı seçtiniz?

Ben bu bilgileri öğrenmeye 1943 senesinde başladım. Daha sonra İstanbul Üniversitesi’nde dünyanın en büyük müsteşriki tesadüfen bulunuyordu. Zaten de ünlüydü. Ona gittim. Onun talebesi oldum. O bana dünyaya bakan başka gözler kazandırdı. O çok zor bir adamdı. Kısa zamanda diller öğrenmemi zaruret hâline soktu, kırbaçladı. Bu kırbaçların tesiri altında bazı dilleri öğrendim. Kendisi tamamen  bilimler tarihi âlimi olmamakla beraber bilimler tarihi sahasında kendine ulaşan bilgileri azar azar bana ulaştırdı. O zamanlar bilimler tarihini öğrenmek merakı bende hâsıl olmuştu. Tam bir bilimler tarihçisi olma işine Almanya’ya ilk gittiğim 1953 senesinde merak bende o zaman uyanmıştı. Frankfurt Üniversitesi’nde bilimler tarihi derslerini takip ettim. Türkiye’ye döndükten sonra bilim tarihçisi olmaya karar verdim. İstanbul Üniversitesi’nde bilimler tarihi okutmaya başladım. İstanbul Üniversitesini yahut umumiyetle üniversiteyi terk edip Frankfurt’a, Almanya’ya gitmek zarureti, kaderi  ortaya çıkınca artık tamamıyla bilimler tarihini seçtim. Bilimler tarihi sahasında yeni bir fabrikasyon, doçentlik yaptım. Böylece bilimler tarihçisi olma yoluna girdim yavaş yavaş.   Ben o arada İslam-Edebiyat tarihi yazıyordum, bunu zamanla İslâm bilimler tarihi haline çevirdim ve bugüne kadar yazdığım İslâm bilimler tarihinin, yakınlarda 14. cildi çıkacak; bunun her cildinde İslâm bilimlerin madde sahasını yazmaya çalıştım, gayret ettim. Tabii bunları yaparken daima kendi araçlarımla yapmadım. Çok sahalarda, çok oryantalistler var. Onlar çok tetkik etmiş vaziyetteler  Müslümanların sahalarını, işlerini. Onları toplayarak, onları okuyarak, tanıyarak kısmen onlara erişerek, kısmen de kendi araştırmalarımla İslâm bilimlerinin tarihini yazıyorum.


Din-Felsefe, Din-Bilim ilişkisi konularındaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

Müslümanlar nasıl yaptılarsa öyle yapmak lazım. Müslümanlar mesela Bîrûnî adında bir adam; bilgin, Müslümandı, dindardı. Bir taraftan dindar, Müslüman olan diğer insanlar gibi, öbür taraftan bilimle uğraşıyor, matematikle uğraşıyor, astronomiyle uğraşıyordu. Nebat ilmiyle uğraşıyorlardı. Yani dinle bilimin birbiriyle uzlaşmasını kabul etmek lazım. İslâm Dünyası’nda böyleydi. Öyle olduğu için de Müslümanlar birçok din sahaları, bir de  bilim adamı tiplerine kavuşuyorlardı. Bugün de onları taklit edersek bir sürü iş yapmanın yolunun başında kendimizi görürüz.

Müslüman filozofların Kur’an’dan hareketle bir felsefe ortaya koyduklarını düşünüyor musunuz?

Öyle olanlar var, mesela Gazali öyle bir tipti ama onlar felsefeyi Yunanlılardan aldıkları şekilleriyle onu  işlediler. Bunu  bazen  dinden tamamıyla uzak tutarak yaptılar. Tevile başladılar. Bazen  felsefeyle dinin arasını bulmaya çalıştılar. Bazen de bununla uğraşmadan felsefe ilmini müstakil bir ilim olarak geliştirmeye çalıştılar.

Bugünkü Müslüman düşüncenin genel durumu hakkında neler söylemek istersiniz?

Bizim İslâm Dünyası ilimler bakımından Avrupa’ya mukayeseyle çok geri. Arada muazzam bir mesafe var. Bu mesafeyi kapatmak lazım. Bunun için üniversiteleri geliştirmek lazım. Üniversitelerde modern ilimlerle meşguliyetin seviyesini yükseltmek lazım. Bunlar en iptidai çareler. Önce maddi yollar kat edildikten sonra büyük eserlerle uğraşmak yoluna girmek. Ama henüz ondan uzağız daha. Çok iptidai bir merhaledeyiz.

Bir konuşma başlığınızdan hareketle sormak istiyorum. İslâm Kültür Dünyası’nın İlimler Tarihi’ndeki yeri nedir? Kısaca anlatabilir misiniz?

Müslümanların dünyada kültür yapıcı olan bilimlerin seviyesine çok uzak bir mesafe gösteren kültür dünyaları var. Bunlardan mesela, Babilonyalılar öyleydi. Mısırlılarda öyleydi.      Yunanlılar da onların en ilerlemişidir. Fakat biz umumiyetle Yunanlıları biliyoruz ama bu bilimlerin nerden geldiğini bilmiyoruz. Bundan sonra, bir atlıyor bugünkü bilimler tarihi. Yunanlılardan Avrupa’ya atlanıyor. Rönesans diye uydurma bir tarih var. Bu uydurma tarihi bir tarafta bırakarak bugünkü araştırmaların neticelerine bakınca ki çok daha az biliyoruz. Çok iyi şeyler keşfedilmiş ama mevzunun çok küçük bir kısmı bu. Bakıyoruz İslâm Kültür Dünyası, yaratıcı kültür dünyalarından birkaçından biri. Tabii. Mesela Yunanlılarla mukayese edince, bugünkü modern bilimlerle mukayese edince bunlar birbirinden ayrı şartlar içerisinde ortaya çıktıkları için onların gelişmeleri, gayretleri, hamleleri birbirine benzemiyor. O şartları göz önüne alarak ben, şahsen bilimlerin İslâm Dünyası’nda Yunanlılarda olduğu kadar -en aşağı o kadar-  büyük mesafe kat ettiğine inanıyorum.

Saygıdeğer üstad, 16. yüzyıldan itibaren İslâm Kültür Dünyası, sizin tabirinizle bir yıpranma dönemine girdi. İslâm Kültür Dünyası’nın duraklaması ve gerilemesinin sebepleri nelerdir?

Bunu çok izah edemeyeceğim. Bu oldukça zor akademik bir problem. Ama şu kadarını söyleyeyim. Bütün medeniyetler muazzam, muayyen bir gelişmeden sonra ihtiyarlıyorlar. Muhtelif sebepler ortaya çıkıyor.  Mesela Yunanlılarda ortaya çıktı. Muazzam gelişmeden sonra bir duraklamaya girdiler. İslâm Dünyası’nın, İslâm’ın, bilimler tarihi sahnesine çıkışı sırasında Bizanslılar Yunan ilimlerini temsil ediyorlardı. İslâm Dünyası’nın ortaya çıkması esnasında Yunan ilimleri, -zaten biraz duraklama başlamıştı-  Bizanslıların elinde aşağı yukarı ihtiyarlama safhasına girmişti. Düşününüz ki Bizanslılar Yunanca biliyorlardı; dilleri Yunancaydı., bütün Yunanca kitaplar İstanbul’da bulunuyordu ve İskenderiye’de bulunuyordu. Yunanlıların ve Bizanslıların hakim olduğu yerlerde. Fakat onlar artık bu şartlardan faydalanamıyorlardı. Müslümanlar Yunanca bilmedikleri halde mütercimlerin çevirdiği kitaplara dayanarak, bunları geçmeye başladılar 9. asrın başlangıcından itibaren. Ne oldu? İşte bu tarihi sebepler, İslâm’ın ortaya çıkışı; artık Yunan ilimlerinin başka bir kültür dünyasında devam etmesinin sebebi oldu. Böyle bu şekilde de –ben teferruata, misallere girmeyeceğim.- İslâm Dünyası, Osmanlı İmparatorluğu’nun bütün şaşalı devrine rağmen artık siyasi bakımdan Avrupalıların, İslâm Dünyası’ndan aldığı vasıtalarla daha ileriye gitmesi ve İslâm Dünyası’nın şansını gittikçe daraltması, küçültmesi sebebiyle oldu. Yani tarihi bir vakıa olarak anlıyorum ben. Bu tarihi vakıaları tabii saysam çok uzun sürer.


Amerika’nın Müslümanlar tarafından Kristof Kolomb’dan önce keşfedildiğini bilimsel olarak ortaya koydunuz. Kısaca anlatabilir misiniz?

Müslümanların amacı Avrupa’nın batısından Asya’nın doğusuna ulaşmaktı. Ki onlar dünyanın yuvarlak olduğunu biliyorlardı. Evvela Müslümanlar 8. asrın sonunda biliyorlardı ki dünya yuvarlaktır. Halife Me’mun zamanında ekvatorun uzunluğunu ölçmeye çalıştılar ve aşağı yukarı ekvatorun 40.000 km. olduğunu tespit ettiler ve bugün bildiğimiz ekvatorun uzunluğu Halife Me’mun’un coğrafyacılarının buldukları neticeye dayanıyor.  Onlar şu halde Avrupa ile Asya arasındaki okyanus üzerindeki mesafenin ne kadar uzun olduğunu biliyorlardı. Yaklaşık 25.000 km. filan, derece olarak da 200 derece civarında filan. Buna rağmen 10. yüzyılda Avrupa’nın batısından Asya’nın doğusuna ulaşmaya güç yetireceklerdi. Bu hususta Mesudî adındaki büyük bir âlim; Mır’at az-Zaman –kaybolmuş olan- adlı  kitapta  “Bütün bu gayretlerin tarihini yazdım.” diyor bize kalmış olan bir kitabında. Bunu onlar yazıyorlar. Bakıyoruz, Müslümanlar normal gidiyorlar, bir muayyen yere ulaştıktan sonra dönen bir adamın ismini bile veriyorlar.  Ondan sonra mütemadiyen Müslümanlar çalıştılar. Mühim olan budur. Asya ile Avrupa arasındaki mesafenin uzunluğunu tam bilerek Asya’ya ulaşma gayreti oluyor. Müslümanlar bunu bilerek 14. asra kadar muhtelif çıkışlar yaptılar. Bunun neticelerini çok iyi bilmiyoruz ama onların miladi 1420 senesinde bir Arap gemisinin Afrika’nın kıyılarını dolaşarak bugünkü Amerika dediğimiz kara kütlesinin doğusuna ulaştığını sadece İtalyan haritasının notlarından buluyoruz. Oraya ulaştılar. Bir de Kristof Kolomb’un kendisi zaten elinde bir haritayla gittiği görülüyor. Bu haritanın 1470-77 senesinde İtalya’dan Portekiz’e gönderilen bir harita olduğunu da biliyoruz. Mühim olan Cava diliyle yazılmış, Portekiz diline dahi çevrilmiş bir Brezilya haritası var. Cava dilinde 1511-12  senesinde çizilmiş bir harita var. Bu, Müslümanların yaptığı bir harita. Bu haritayı bugün modern bir haritayla yan yana bakınca enlem ve boylam dereceleri tasavvur edilemez bir derecede hakikate uygundur. Bunu İslâm Dünyası’ndan başka bu devirde yapacak başka bir kültür dünyası yok. Enlem-boylam derecelerini ancak Müslümanlar hakikate yakın bir derecede ölçebiliyorlardı. Sonra Portekizlilerin kendileri bunun bir Müslüman haritası olduğunu  kaydediyorlar. Daha birçok deliller var. Mühim olan onların navigasyon, denizcilik üssü, uzun okyanus mesafelerini ölçebilme metotları, imkânları... Onları çok iyi biliyoruz kalmış olan kitaplarından. Onları insan tanıdıktan sonra  Amerika’nın keşfedilmesinin normal bir şey olduğunu artık kabul etmekte zorluk çekmiyoruz. Müslümanlar Afrika’nın doğusuyla Sumatra’nın batısı arasındaki mesafeyi aşağı yukarı bugünkü hakikate uygun bir şekilde 15. asırda ölçebiliyorlardı. Onların metotlarını biliyoruz.


“Bilginin İslâmileştirilmesi” konusundaki yaklaşımları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bilginin İslamîleştirilmesi(!?), bakınız bunu alamıyorum bile yani. İlmin İslamîleştirilmesi(?)  Burada Franz Rosenthal diye bir Yahudi oryantalisti şöyle diyor; “Müslümanlar ilmi ulvî olarak ele aldılar. Dünyevi, faydacı tarafıyla değil de ilme ilim olarak inandıkları için bu ilim onlarda çok erken  ve derin olarak genişleme imkânı bulmuştur.” İslâm, ilim yani. Söyledim ama bazı yerlerde, yine söylüyorum: Biz İslâm Bilimleri tarihini çok az biliyoruz. Tüm bu efsanelerden kendimizi kurtarmamız lazım.


İslâm’a göre bilginin kaynağı nedir?

Bilimdir.

İslâm Dünyası’nda Kur’an’ı bilimsel gelişmelerin sonuçlarıyla tefsir etme çalışmaları var. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Ben buna tamamıyla aykırıyım. Kur’an bir bilim ansiklopedisi değil. Kur’an insanlara yeni bir iman, yeni bir ahlak getirir. Bir din kitabıdır. İlâhi bir kitaptır. Bu hedefinde muvaffak olmuştur. Fakat onun getirdiği yeni bir atmosfer var. O, bu ilmin başka kültür dünyalarından alınanlara nispetle çok ileriye gitmesini sağlamıştır. Budur benim için bir mühim olan.

Kur’an’a yaklaşım noktasında nasıl bir yorumbilim metodu öneriyorsunuz?

Ben bu hususta fazla düşünmüyorum. Mesela, şunu söyleyeyim, böyle bir kitap, tefsir bir Mısırlı tarafından yazıldı. Avrupa’da bir problem oldu, hatırlayınız, bilmem haberiniz var mı benim kızım böyle bir tefsiri  biraz daha geliştirmeye, işlemeye başladı dil bakımından falan. Bu bazı münakaşaların konusu oluyor. Bu zaruri. Buna inanıyorum ama benim saham değil bu. Ben Müslümanların bilimler tarihindeki hazinelerini keşfetmeye çalışıyorum. Bu bir insanın ömrünün kâfi gelmeyeceği bir iş. Onun için -ben inanan bir insanım- Kur’anı, ilahi kitapları kabul ediyorum. Ona dokunmuyorum ben.

Bilimler Tarihi’nin bir bütün olduğunu ve bilim tarihçisinin, bütünü meydana getiren parçaları gerçeğe uygun şekilde tam bir objektivite ile değerlendirmesi ve tanıtmasını öneriyorsunuz. Sizce bugün bilim tarihçilerinde böyle bir bilimsel ahlâk var mı?  

Henüz yok. İlimler Tarihi bu kadar gelişmedi. Bilimler Tarihi Avrupa’da çok geç başladı. Rönesans’la maalesef ortaya çıkan tamamen yanlış düşünce, İlimler Tarihi’nin gelişmesine mani oldu. İlk Bilimler Tarihi’nin İslâm Dünyası’nda yazıldığını biliyor musunuz? İbn-i Nedim adında bir Müslüman ilk Bilimler Tarihi’ni yazdı. Adı Fihrist’ul-Ulûm (Bilimlerin Katalogu) diyor ama mühim olan; Çinlilerden, Hintlilerden, Yunanlılardan, bütün kültür dünyalarından o zaman bahsedebiliyordu. Bugünkü yazılan bilimler tarihi, öncüllerini bilmiyorlar. İlk Bilimler Tarihinin İslâm Dünyası’nda yazıldığını bilmiyorlar. Mesela, şu kadarını söyleyeyim, Alman bir bilim tıp tarihçisi hanım bundan 40–50 sene evvel İbn-i Usaybiye Tıp Tarihi’ni aldı. O Tıp Tarihi’nde İbn-i Usaybiye diyor ki “Biz filan kültür dünyasının tıbbı öbürlerinden daha iyidir, öbürlerinde yoktur, diyemeyiz. Her kültür dünyasının  tıbbı, tıp bilimi vardır. Tüm bunlar en sonunda bir bütün teşkil ederler.” Böyle bir fikir miladi 13. yüzyılda ileri sürülmüş bu fikir ancak Avrupa’da 20. yüzyılda bir daha ortaya çıkma şansını kazanmıştır. Tüm bunları maalesef bilmiyorlar. Arapça bilmeyen bir bilimler tarihçisi hanım bunu yazdı ve onun yazdığını da bilen insan az. Ben bunları size 13–14 yıldır hazırladığım kitapta toplamaya çalışıyorum. İnsanların  şuur sahasına geçirmek lazım.

Buhari’nin kaynakları çalışmanızda Batı ve İslâm Dünyası’nda birçok yanlış yaklaşımı ortaya koydunuz ve moda tabirle bu konudaki ezberleri bozdunuz. Bu konudaki yaklaşımınızı kısaca özetler misiniz?

Yaklaşımları derken ona nasıl geldiğimi mi soruyorsunuz? Onu anlatmak uzun bir hikâye. Herkes gibi ben de Buhari okuyunca, mesela şu şekilde onlarda isnatlar vardır, metinler vardır. İsnat şundan ibarettir. Diyor ki; “falan bana anlattı, öbürü diyor öbürü de bana anlattı, haber verdi.” Bunları bugün insanlar bilmiyorlar, Ezher’deki âlimler bile belki sözde anlıyorlar. Şifahi kaynaklar; o ona anlatıyor, o öbürüne anlatıyor, en nihayet biri gelip kaydediyor. Ben bunun tamamen yanlış olduğunu gördüm, inanıyorum. Bugün bu husustaki bilgimiz değişmedi. Bunların, şifahi görünen bilginin ardında yazılı kaynakların olduğunu gördüm, inanıyorum ve böylelikle İslâm’da diğer kültür dünyalarında olmayan bir tarih, yeni bir tarih mefhumunun çıktığını, geliştiğini gördüm. Bir de şu neticeye vardım İslâm Dünyası kaynakların tamamıyla verilmesi esasını ortaya koyan bir kültür dünyası. Yunanlılarda da, Avrupa’da da katiyen yer almamış değil, çok anlaşılmamış, itina görmemiş bir müesse olarak gördüm kaynaklara işaret etmeyi. Maalesef bu henüz çok bilimler tarihçisinin, tarih tarihçilerinin  şuur sahasına çıkmış olan bir hadise değil.

 Müslüman dünyanın bugün tekrar,  haçlı seferleriyle karşı karşıya geldiğini görüyoruz. Çoğu yerde sadece kültürel açıdan değil, askeri açıdan da sömürgecilerin işgali altında. Müslüman dünyanın bu durumdan kurtuluş ve çıkış yolları sizce nelerdir?

Ben öyle medeniyetlerin çarpışması yüzünden gibi safsatalara inanmıyorum. O çocukça bir şey. İslâm Dünyasının Avrupa’yı böyle şuurlu bir mücadele hâlinde görmesinin de taraftarı değilim. Ortada olan realite şu ki İslâm Dünyası Avrupa’ya nispetle çok geri. Bu geriliği görüyorlar Avrupalılar kendilerine şunu diyorlar ama bu nereden geliyor, bilmiyorlar. Ama Müslümanların omuzlarına dayanarak bu üstünlük safhasına geldiklerini bilmiyorlar. Ama hakikaten İslam dünyası Avrupa’dan geride. Bazen bizim için bir mücadele gibi görülebilir, bazen de küçük muhitler halinde, daireler halinde kendisini de düşmanlık halinde gösterebilir. Ama ben bunu fazla mübalağa etmemenin, bunun hakikaten kendi geriliğimizin bir neticesi olarak kabul etmenin taraftarıyım. Bunu görmekle kendimizi tashih etme yolunu ve onlara ulaşma çarelerini ararız. Onları bir düşman olarak görüp de, kendimizi bir düşman karşısında görmekle kendimize yanlış hedefler çizmiş oluruz ve kendimizi meşgul ederiz. Bilmem anlatabildim mi?

Fuat Sezgin Hocamız kafasındaki idealleri gerçekleştirdiğini düşünüyor mu? Çalışmalarınız, Müslüman dünya ve Batı dünyasında istediğiniz yankıyı buldu mu? Bundan sonraki hedeflerinizden bahsedebilir misiniz?

Mesela bir kitap, İslâm Bilimleri Tarihi kitabını yazdım. Bunun tesiri olduğunu, İslâm Bilimleriyle uğraşmanın dairesinin genişlediğini ve buna benim kitabımın tesiri olduğunu gördüm. Biraz tevazu şart ve kaidesini ihlal ederek bunu söylemeye beni mecbur ettiniz. Tabii birden bire olmuyor tesir. Buhari bakımından, benim o İslâm rivayeti hakkında düşüncemi birden bire kabul edemediler. Şimdi kendilerini zorlama var. Âdeta iki cereyan var. Biri kabul ediyor, biri etmiyor. Ben de onlara bakıyorum; birbirlerini vursunlar sonra kitabımın yazılmış olan iki cildi var. Edebiyat ciltleri. Onları yazmıştım 25 sene evvel. Coğrafya işlerine girince onları bıraktım. Allah nasip ederse, ömrümü uzatırsa o iki cildi ele alacağım. Ona önsöz yazacağım, tashih edeceğim. Onun önsözünde tüm bunları münakaşa edeceğim. Şimdi âdeta gülerek bakıyorum mücadelelerine.  Başka işlerim var. Bugün onlarla uğraşmıyorum.

Son olarak okuyucularımıza, izleyicilerimize söylemek istediğiniz bir şeyler varsa lütfeder misiniz?

Ne diyeyim? İnsanlar çok okumalı… Türkler okumuyor. Müslümanlar umumiyetle okumayan bir millet olmuştur. Bir çeşit bir kültür dünyası olmuştur. Bugün okunacak kitapların hudutları da genişlemiştir. Birçok diller istiyor. Dil öğrensinler. Gramer öğrensinler Müslümanlar, Türkler. Gramer öğrenmedikleri için Türklerin dil öğrenmeye karşı bir kompleksleri var. Bunun bizim mekteplerimizde büyük tarz okullarımıza gramerin sokulması ve gramer kafası olan insanların çoğalması biz Türkler için çok mühim.

Değerli Hocam, yoğun program ve koşuşturmalarınızın arasında bize zaman ayırıp söyleşi imkânı lütfettiğiniz için şahsım ve Medeniyet Mektebi adına, en içten şükranlarımı sunuyorum. Lütfen kabul buyurun efendim.

Ben teşekkür ederim. İnşallah faydalı oldu.


Bu söyleşi 25.05.2008 tarihinde Medeniyet Mektebi için Mustafa SEKİLİ tarafından yapılmıştır.

Katkılarından dolayı başta Kamil KOÇ olmak üzere Musa Serdar ÇELEBİ, Emrullah ALTUNTAŞ, Hasret TÜRKERİ, Deha BİLGİÇ, Lütfi ERTEKİN, Eyüp CELEP, İbrahim IŞIK, Caner SEZER, Mehmet İZMİR, M.Sertaç SEKİLİ, Resul ALAN, Yasin YARAR, Kemal BİLGE, Mustafa BAYHAN ,Ayşe YILMAZ, Zühre ÖVEÇ, Zeynep AYGÜN, Zehra DOĞAN, Ayşe YÜKSEL’e  MEDENİYET MEKTEBİ olarak en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.

 

 

Yorum (35)add comment
...
Yazan: Hümeyra , June 26, 2010

emeğinize yüreğinize sağlık hocam Rabbim sizede Fuat hocamada hayırlı uzun ömürler versin inş.

...
Yazan: leyla altun ihl , May 15, 2010

Ne zamandır sitenizi görmek istiyordum ancak yeni nasip oldu.keske daha erkenden fırsatım olsaydı.gercekten muslumanlar ıcın etkılı bır calısma olmus. degrlı hocam ve sayın fuat sezgın; engın bılgılerınız ıcın tekkurler.

...
Yazan: seda , February 13, 2010

cok güzel olmus

...
Yazan: Öznur Demir , February 06, 2010

Güzel bir röportaj olmuş hocam. Ben 2009 yılında 12/F sınıfındaydım.Ben size kendi şiirlerimi göndermek istiyorum ne yapmam lazım...

...
Yazan: melike , December 03, 2009

hocam hazırlayan size yardımcı olan herkze tşkkürler çok güzel olmus =))

...
Yazan: Betül , November 18, 2009

hocam sitenize daha yeni yeni girmeye başladım yazılarınız söyleşileriniz çok güzel hepsi çok açıklayıcı ve faydalı rabbim sizden razı olsun....Kelam hocamdınız İ.H.Lisesinde :) sevdik sizi hemde çok...

...
Yazan: yellllliiiz , November 06, 2009

hocam solıcek söz yok tek kelımeyle harıka samımıyım:))

...
Yazan: merve deli , October 25, 2009

mustafa sekilli hocam ağzınıza sağlık hoşuma gitti tekrar tekrar izledim sayın fuat hocamıza da yorumları için teşekkürler

...
Yazan: zeynep toklu 12.b , October 23, 2009

hocam söyleşiniz mükemmel ötesi olmuş bizimle paylaştığınız için teşekkür ederim.

...
Yazan: Merve GÖK , October 06, 2009

Değerli Mustafa hocam; sitenizi çok beğendim söyleinizde çok güzel olmuş allah size ve sizin gibilere uzun ömürler versin.Geçen sene 9-L de hocamdınız, bu senede 10-J de. Merve GÖK

...
Yazan: merve AĞÜZÜM , October 03, 2009

çok güzül bi konuşma hocam kendinize yakışır projeler yapmaya devam ediyosunuz.başarılarınızın devamını dilerim...

...
Yazan: Hacer EGE , August 15, 2009

mustafa hocam sizin bize girdiğiniz ilk ders sağlık bilgilerdi ve sizi o zman ilk kez tanıdım ve o günden sonra sizin ismiizi radyolarda sağlık yada bilim kitaplarında yazar ismi olarak aramaya başladım gerçekten benim ve okulumuzun çok değerli hocalarından birisisiniz bizi bilgilerinizle aydınlattığınız için ve aydınlatmaya devam edeceğiniz için çok teşekkür ederim. sizede çok teşekkür ederiz Fuat SEZGİN hocam..

...
Yazan: pınar.lise 3 f , March 28, 2009

hocam Fuat sezgın hocamızı bize daha yakından tanıttığınız için sizlere çoook teşekkür ediyorum...Devamını bekliyoruz.

...
Yazan: Rıdvan Işık , March 20, 2009

Dini cahillere hitap eden bir kurum olmaktan kurtarmak lazım,ilmin günümüzdeki en önemli hizmeti budur,bu gerçekleşirse çoğu kendiliğinden halolur.saygılar hocam,minettarız.

...
Yazan: Mine Zorba , January 25, 2009

Fevkalade güzel bir konuşma... Tebrik ederim sayın hocam.

...
Yazan: merve , December 30, 2008

hocam verdiğiniz emekleriniz için Allah sizden razı olsun sayın Fuat hocamınıza da katlımlarından dolayı teşekkür ediyorum böyle güzel söyleyişilerle sizi tekrar bir arada görmeyi temenni ederim. .

...
Yazan: irem , December 17, 2008

Bu söyleşide emeği geçen herkesden Allah razı olsun

...
Yazan: şeyma , November 12, 2008

Gerçekten çok güzel bir söyleyişi olmuş.okuyan her kişi için faydalı olacağına inanıyorum.Vatanın böyle kişilere ihtiyacı var.Sizede çok teşekkür ederim Musfa Hocam.12/D den şeyma...

...
Yazan: gizem , October 21, 2008

hocam çok güzel olmuş gerçekten çok beyendim 9-lden gizem

...
Yazan: ozlem ünlü , October 15, 2008

hocam ben 9-l den özlem unlu cok guzel bır soyleşi olmuş bu başarılarınızın devamini dilerim

...
Yazan: NESLİHAN GÜÇLÜER 11/F , September 24, 2008

mükemmel bir söyleşi...insanlarımız pembe diziler izlemek,internette sohbet odalarından arkadaş aramak ya da telefonda boş boş mesajlaşmak yerine bu tür söyleşiler okusalar yada kitap okusalar (ama tabi bu kitaplar sırf adı yazdım olsun diye yazılan dua kitapları olmamalı) kendilerini geliştirseler inanın türklerhepimizin istediği gibi üzerlerindeki avrupa komplexini atar ve ülkeyi bilim,kültür ve sanat açısından avrupanın önüne alabilirler.insanlarımızın ilk önce islamın bir gizem değil aksine herşeyin cevabı olduğunu anlaması lazım.fuat sezgin hocama ve mustafa sekili hocama çok teşekkürler.ağzınıza sağlık... ALLAH'A emanet olun...tüm insanların faydalı kitaplar okuması dileğiyle...

...
Yazan: fatih , September 18, 2008

on numara yapmışsınız hocam begendim


...
Yazan: .... , September 15, 2008

hocam tebrikler gerçeekten çok güzel olmuş bun söyleyişler insanlarımız için çok faydalı devamını diliyorum

...
Yazan: k.k.i.h.l. , September 10, 2008

ben de çok begendim ve böyle güzelliklerin devam etmesini temenni ederim

...
Yazan: TÜRKAN İNAN , August 29, 2008

allah razı olsun hocam çok aydınlatıcı yaralı oldu ve hedefime kilitlenmemde çok faydası oldu inşallah bende islami bilimler adına islam tarihi adına kalıcı işler yaparım evet türkler okumuyor kaçıyor ve dil öğrenme hususunda çok gururluyuz oysaki bilinmiyor üzerimizden oynanan oyunlar eğitimimiz sömürülüyor haklarımız alınıyor umarım ki müslüman kardeşlerim biran önce bu tehlikenin farkına varırlar biz dilizmiz döndüğünce kalemimiz yettiğince bu yodayız... allahın selameti ve ahmeti üzerinizde olsun allah razı olsun ... selam ve dua ile KAZIM KARABEKİR İMAM HATİP LİSESİ..

...
Yazan: zeynep , August 11, 2008

Hocam çok güzel olmuş.Emeği geçen herkese teşekkürler.Al

...
Yazan: kazım karabekir ihl öğrencisi dilek , August 09, 2008

inşallah bu ve bunun gibi güzel işler herkese örnek olur emeği geçen herkesin ellerine sağlık devamını isteriz

...
Yazan: yasin yarar , June 13, 2008

Düşünen ve eylemde bulunan her insan hakikati bir yönünden de olsa kuşatabilir. bu eyleyişe saygı duymak,yüceltmek gerekir. hakikat ile yüzleşme cesareti gösterip, onu ayan etme uğraşı vermek insanın kalbindeki ve kafasındaki bukağıarı çözmesi demektir çoğu zaman. İnsana düşen de böyle bir yönem geliştirmektir. Hakikat kendini açar ya da açmaz bu ayrıca değerlendirme konusu olabilecek bir durumdur. Bu söylediklerimi hatırda tutarak...

Fuat hocayla yapılan röportajı okuduğumda kendimi hem çok kötü hissettim hem de daha alınacak çok mesafenin olduğunu hatırlatan birilerinin yanımda yöremde bulunmasına çok sevindim. kötü hissetim çünkü bu yaşta bir insanın taşıdığı heyacan ve içinde bulunduğum eylesizlik/dirimsizlik hali... sevindim çünkü insanın çevresinde hatırlatan birilerinin olması büyük bir fırsat...

işaret ettiği yönün ilme,bilmeye dönük olması ve bunu yaparken bu yaşına rağmen kaybetmemiş olduğu heyacan beni çok etkiledi. aslında bir anlamda herkesi kuştan bir değer ortaya koymanın nasıl bir çaba ve yöntemi olacağını hatırlattı bana.

Fuat hocaya Allah uzun ömür versin...


...
Yazan: zeynep , June 10, 2008

çok güzel bir söyleyişi olmuş hocam.tebrik ediyorum .bu tür çalışmalarınızın devamını diliyorum.

...
Yazan: Kazım , June 09, 2008

Çok güzel olmuş.Emeği geçenlere teşekkür ederiz...

...
Yazan: Elif , June 09, 2008

Fuat sezgin hocamız yanlış hatırlamıyosam 26 dil biliyordu kendisi yine her zamanki mütevaziliğiyle konuşmuş.Çok değerli bir insan.Mustafa hocam çok güzel bir iş yapmışsınız teşekkür ederiz ellerinize sağlık.

...
Yazan: feyza zeynep , June 09, 2008

hocam bız 9ı dan zeynep ve feyza soylesıyı cok begendık. çalışmalarınızın devamını dileriz.

...
Yazan: ilknur atmaca koc , June 07, 2008

Guzel bir soylesi olmus hocam, ellerinize dilinize saglik.Fuat hocamizada ulkemize yaptigi guzel katkilarindan dolayi tesekkur ediyoruz.

...
Yazan: arzu , June 05, 2008

gerçekten güzel olmuş ellerinize sağlık!!

...
Yazan: Fatma Nur , June 03, 2008

Gayet güzel bir reportaj hocam.Fakat onemli olan bizim bunu okumamız deyil,dikkate almamız.Bizleri aydınlanttığınız için teşekkürler.


Yorum Ekleyin
 

busy
 
 

Felsefi Bakış / Kavramlar

medeniyetmektebi.org © 2007-2010
Bu sitede yer alan yazılı ve görsel içerik medeniyetmektebi.org kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.
Yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.

bilgi ve medeniyet etütleri merkezi