Anasayfa  |   Dinleti  |   Kitaplık  |   Sanattan Yaşama  |   İletişim  
Anasayfa
Kuran Mektebi
Felsefi Bakış
Makaleler
Göller Ülkesinde Bir Ada
Kitap Tahlilleri
Sebilürreşad ve Sıratı Müstakimden
Basından
Söyleşiler
Kültür Sanat
Tozlu Sayfalar
Güne Gecikmiş Fotoğraflar
Çocuk ve Genç Mektebi
Düşünce-Analiz

Site İçi Arama




Mustafa SEKİLİ
Din ve Bilim
Düşünce-Analiz
Kamil KOÇ
Sanat Nedir? Hareketli Görüntünün Teorik Çerçevesi
Sanat
Kamil KOÇ
Sanat Nedir II
Sanat
Ali ŞERİATİ
Sevgi Aşktan Üstündür
Tozlu Sayfalar
Irvin YALOM
Annem ve Hayatın Anlamı
Öykü
Mustafa SEKİLİ
Prof. Dr. Fuat SEZGİN ile Söyleşi [Görüntülü]
Söyleşiler
Mustafa SEKİLİ
Âsaf HÜSEYİN ile Söyleşi
Söyleşiler
Mehmed ÂKİF
Sabır
Sebilürreşad ve Sıratı Müstakimden
Halime TOROS
Harezmi
Göller Ülkesinde Bir Ada
Prof. Dr. Fuat SEZGİN
İslam Kültür Dünyasının İlimler Tarihindeki Yeri
Makaleler
Paul TİLLİCH
İman ve Akıl
Düşünceler
Yasin YARAR
İçimizde Duran Hakikatin Hayat Üreten Yüzünü Perdeleyen Korku
Güne Gecikmiş Fotoğraflar
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Ahlaki-Vicdani Tükeniş
Düşünce-Analiz
Prof. Dr. İlhami GÜLER
Günümüzde Bir "Direniş Teolojisi"ne Duyulan İhtiyaç
Düşünce-Analiz
Hülya DURMUŞ
Shakespeare'in Üç Oyunu ve Şiddet Çeşitlemeleri
Tiyatro
Prof. Dr. Mevlüt UYANIK
Kenar Mahalle Köpeği
Sinema
Prof. Dr. İlhami GÜLER
İran İzlenimleri
Deneme
Özdemir ASAF
Geldim
Şiir
Tunku Hasan Dİ TİRO
Özgürlüğün Bedeli
Tozlu Sayfalar
  Anasayfa arrow Göller Ülkesinde Bir Ada arrow Edward Said
Edward Said

Alev ALATLI
    
 Edward Said’in vefatı üzerine gencecik komşum Nazlı Çakıroğlu’na, “Filistinlilerin başı sağolsun!” diye telefon açan kendisi kadar genç arkadaşının taziye sözleri, müteveffa düşünürün ülkemizdeki indirgemeci imajının herhalde en veciz ifadesiydi: “Filistinlilerin dünya çapındaki avukatı!” Edward Said, 1935’de Küdüs’de doğdu. Protestan Hıristiyan Filistinli. İsrail’in kurulmasından sonra ülkesinden göçmek zorunda kalan ailesi, Kahire’ye taşındı. Anglo-Sakson eğitim sisteminde yetişti. Lisans derecesini Princeton’dan, lisans üstü ve doktrora derecelerini Harvard’dan aldı. Vefatına kadar Columbia Üniversitesinde İngiliz dili ve Kıyaslamalı Dünya Edebiyatı profesörüydü. Bir ara da dekanlık yaptı.

Tunus’ta sürgün Filistin Parlamentosunda on dört yıl görev yapan, Filistin’in facia niteliğindeki varoluş mücadelesine binlerce sayfa yazarak destek veren, Oslo barış görüşmelerine kadar Yaser Arafat’ın yanında yer alan bir adamı Filistin’den soyutlamak elbette ki mümkün değil. Ancak, Türkiye’deki imajının saygın olmakla birlikte “Filistinlilerin dünya çapındaki avukatı” olmaktan pek de öteye gitmemiş olduğunu biliyorum ve bu bana acı veriyor. Edward Said, ne mazlum halklar için adalet talep eden bir Bernard Lewis’tır, ne de bir Justin McCarthy. Namuslu bir entelektüel olmanın çok ötesinde, Edward Said, Batının akademik paradigmalarını sorgulayan ve kadim felsefeciler geleneğinde bir “düşünce ekolü” yaratmış olan bir dehadır. Bu düşünce ekolü, “Amerikalılardan farklı olarak, Fransız ve İngilizlerin --- bir dereceye kadar da Almanların, Rusların, İspanyolların, Portekizlilerin, İtalyanların ve İsviçrelilerin --- Batı Avrupa Tecrübesinde özel bir yeri olan ‘Orient’le halleşmek üzere uzun yıllar içinde geliştirdikleri bir gelenek var ki, ben bu geleneğe ‘Oriyantalizm’ adını vereceğim,” cümlesiyle başlar, “Orient, Avrupa ile hemsınır olmasının ötesinde, en büyük, en zengin ve en eski sömürgesi, medeniyetlerinin ve dillerinin kaynağı, kültürel rakibi ve ‘Öteki’nin en derin ve sık tekrarlanan imajıdır.

Dahası, Orient, Avrupa’yı (ya da Batı’yı) kendisinden farklı bir imaj, düşünce, kişilik ve tecrübe olarak tanımlamasına yardımcı olmuştur,” diye devam eder. “Öteki”ne ilişkin Oriyantalist düşünceler binlerce sayfada örneklenir. Aralarında şairlerin, romancıların, felsefecilerin, siyaset teorisyenlerinin, ekonomistlerin, imparatorluk yöneticilerinin olduğu devasa yazarlar ordusun, Orient’in halklarına, adetlerine, ‘zihniyeti’ne, geleceğine dair çalışmalarındaki ortak önkabuller irdelenir. “Doğu” diye aslında namevcut bir mekânın nasıl oluşturulduğu gözler önüne serilir. “Orient, Avrupa ile hemsınır olmasının ötesinde, en büyük, en zengin ve en eski sömürgesi, medeniyetlerinin ve dillerinin kaynağı, kültürel rakibi ve ‘Öteki’nin en derin ve sık tekrarlanan imajıdır.

Dahası, Orient, Avrupa’yı (ya da Batı’yı) kendisinden farklı bir imaj, düşünce, kişilik ve tecrübe olarak tanımlamasına yardımcı olmuştur. Ne ki, bu Orient’e ilişkin hiçbir şey kurgusal değildir. Orient, Avrupa’nın maddesel medeniyetinin ve kültürünün tamamlayıcı parçasıdır. Orientalizm, bu tamamlayıcı parçayı, dil, imaj, akademik çalışmalar, doktrinler, bir takım kurumlar ve hatta sömürge bürokratları ve sömürge tarzları geliştirmek suretiyle kültürel hatta ideolojik olarak ifade ve temsil eder. Okurun açıkça göreceği gibi, Oriyantalizm derken ben birbiriyle bağlantılı birden fazla birşeyden bahsediyorum. Bir unvan olarak Oriyantalizmin en iyi kabul gördüğü yer akademik kurumlardır. İster antropolog, ister sosyolog, tarihçi ya da dilbilimci olsun, Orient hakkında yazan, ders veren, araştırma yapan herkes Oriyantalisttir ve söyledikleri ya da yaptıkları Oriyantalizmdir. Bu akademik geleneğin mali kaynakları, birbirilerinden beslenen ruhları, uzmanlıkları ve aktarımları, Oriyantalizmin esasını teşkil eder. Oriyantalizm, ‘Orient’i ‘Oksident’den dünya görüşü (ontoloji) ve bilginin sınırları (epistomoloji) temelinde ayıran bir düşünce tarzıdır. Hal böyle olunca, aralarında şairlerin, romancıların, felsefecilerin, siyaset teorisyenlerinin, ekonomistlerin ve imparatorluk yöneticilerinin olduğu devasa bir yazarlar ordusu, Orient’in halklarına, adetlerine, ‘zihniyeti’ne, geleceğine dair çalışmalarına Doğu ile Batı arasında bir fark olduğu önkabulü ile başlarlar... benim burada tetkik ettiğim Oriyantalizm fenomeni, Oriyantalizmin Orient’i doğru yansıtıp yansıtmadığından öte, Oriyantalizmin iç tutarlılığı ve Orient’e ilişkin fikirleridir... ve bu fikirlerin ‘sahici’ Orient’le hemen hiç ilgisi yoktur.” Yıllanmış akademik gelenekleri eleştirmek, yerleşik düzenin tepkisini çekmek demektir. Nitekim, Said’in Oriyantalizm ve ona ilişkin diğer düşünceleri, bölgeye ilişkin yazılar yazan Hıristiyan ve Yahudi akademisyenler tarafından kabul edilmedi. Bunların arasında Bernard Lewis’ın da dahil olduğu grup, Avrupa sömürgeciliğin Doğu’da yarattığını söylediği etkinin abartılmış olduğunu söylediler.

 Hillel Halkin, Said’i, “Batı’daki Arap araştırmaları geleneğinin bütüne yöneltilmiş kaba ve siyasi bir saldırı”da bulunmakla suçladı. Bir de bunlara, 2000 yılında Lübnan’a giden yazarın İsrailli askere taş atması eklendi. Bu hareketi sadece Batı basını değil, “ılımlı” denilen Arap gazetecileri de kızdırdı, “Arapların saldırgan insanlar olmadıklarını isbat etmek için onca uğraş veren bir akademisyenin bunu yapmaması lâzımdı” şeklinde yazılar çıktı. Gördüğüm o’dur ki, Said’i eleştiren akademisyenler, “’Doğulu olmanın’ bitmez tükenmez ‘reformlar’ın saldırısına maruz kalmak, hükümsüzleştirilmeyi göze almak demek” olduğunu anlamak istemiyorlar. “Aydınlanma’nın kibiri” diye bir olgu olduğunun bilincinde değiller. Tek kelime ile ifade etmek durumunda kalsam, “hükümsüzleştirmek” olarak tanımlayacağım, “Aydınlanma’nın kibiri”ni görmüyorlar. İnsanları, yaşananları, idealleri, bilgi birikimini, inançları hükümsüzleştirmek, hiç olmamışlar gibi yapmak; teknolojik üstünlüğün revaç verdiği çok bilmişlik, kabalık, yüzeysellik, hafifmeşreplik. Kısacası, Filistin’in karşısındaki İsrail. Ve şimdi, Irak’ın karşısındaki ABD. Said’in attığı o taşın, Filistin’in sorununda ahlâki sorumluluklarını üstlenmeyen entelektüellere atılan bir taş olduğunu biliyorum. “Liberal entelektüellerin hemen her zaman yaptıkları gibi, her iki tarafın da doğruları ve yanlışları olduğunu ileri sürmek ya da her durumun kendine özgü koşulları olduğunu söylemek, meseleyi sümen altı etmek demektir,” demişti, “Çünkü, Filistin-İsrail meselesinin temelinde asimetri vardır. Toprakları işgal edilmiş, savunmasız bir halkın karşısında, dev bir yüksek-teknoloji ordusu. İsraillilerin Filistinlilere verdikleri zararla karşılaştırıldığında, Filistinlilerin İsraillilere verdiği zarar marjinaldir.”

Öte yandan, Said’in incelemelerinde Türkiye ve Türkler yoktur. Afganlılar, İranlılar vardır ama Oriyantalizm’in belki de en mağdur edilmiş muhatapları, Türkler, yoktur! Bunu müteveffa düşünürün Türkçe bilmediği için bizden uzak durmuş olmasıyla açıklayabiliriz belki. Ama bence esas olan, Edward Said’in eserlerinin kendi kendisine karşı ‘Oriyantalist’ bir bakış geliştirmiş olan yerleşik eski solcu/yeni liberal Türk enteljensiyasını delememiş olmasıdır. Rahmetli Cemil Meriç’in, “Bu kitabı biz yazmalıydık!” demesi vardır. “Oriyantalizm” isimli kitabın “Sömürgeciliğin Keşif Kolu” şeklindeki üst başlığını koyan da Cemil Meriç’tir. İktidarım olsa, liselere zorunlu ders kitabı olarak yerleştireceğim Oriyantalizm ve Kültürel Emperyalizm, “bilgi”nin nasıl “yaratıldığı”nı, nasıl “manipule edilebildiğini” gözler önüne sermesi bakımından bir dehanın eseridir. Neticeyi kelâm, dünya, eşsiz bir entektüelini kaybetti. Hocaydı. Tek umudum, geride, kendisini anlayan, erdemlerine sahip çıkabilecek bir iki öğrenci bırakmış olması ihtimali. Mekânı cennet olsun.

 

www.alevalatli.com 

Yorum (2)add comment
...
Yazan: kazım , April 01, 2010

selamun aleyküm
said oryantalizm konusunda ince tahlillerde bulunmuştur.
siz bu kitabı okudunuz mu yasin kardeş?


...
Yazan: yasin yarar , August 07, 2008

"İktidarım olsa, liselere zorunlu ders kitabı olarak yerleştireceğim Oriyantalizm ve Kültürel Emperyalizm, “bilgi”nin nasıl “yaratıldığı”nı, nasıl “manipüle edilebildiğini” gözler önüne sermesi bakımından bir dehanın eseridir. Neticeyi kelâm, dünya, eşsiz bir entektüelini kaybetti..."

Tırnak içinde geçen kısım Alev Hanım'ın mı yoksa Cemil Meriç’in mi anlamadım ama kendisinin değilse bile bu yargıya katılıyor ki yazısında yer veriyor. Tam da burada bir sorun çıkıyor: Oryantalistlerin amacına hizmet etmek. Nerden mi çıkarıyorum bunu? Alev Hanım'ın kendi yazısından:

"...İster antropolog, ister sosyolog, tarihçi ya da dilbilimci olsun, Orient hakkında yazan, ders veren, araştırma yapan herkes Oriyantalisttir ve söyledikleri ya da yaptıkları Oriyantalizmdir..."

Her şeye rağmen ben her bireyin, özellikle dünyaya ve insanlığa hayat verebileceği iddiasında bulunan Müslümanların mutlak suretle oryantalizm üzerine kafa yormaları gerektiği düşüncesini taşıyorum. Burada mevzuya bahis konusu olan Edward Said değil oryantalizmin kendisidir.
Oryantalizmin taşıdığı amaç tahmin edilse de Said, onu üreten Batı zihnini faş etmiştir. Dikkate değer noktalardan biri de budur. Yazının oryantalizm adına kayda değer bir şeyler söylediğine inanmıyorum.



Yorum Ekleyin
 

busy
 
 

Felsefi Bakış / Kavramlar

medeniyetmektebi.org © 2007-2010
Bu sitede yer alan yazılı ve görsel içerik medeniyetmektebi.org kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.
Yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.

bilgi ve medeniyet etütleri merkezi