Gayrı kalbimizin tam ortasına taht kurmuş bir Karun’la yaşamayı yazgı kıldık kendimize de Örüp duruyoruz servet putlarını yaşamayı mümkin kılacak vicdanımızın orta yerine. Ardı sıra Geçip karşımıza Diyoruz: Hayrolsun!
Bu algı ve eyleyiş ki karanlıklardan beslenenlerin telaşını taşır da içinden Koyu, derin ve karanlık bir lağıma varır son/ucu.
Biliyorum Eskiler usul dairesince hatırlatırdı. Hayrın anlamını kendimize yabanıl kıldığımız her dem, Kıraç bir zamana erdirecek bizleri.
Alnımızda hayırdan uzak, katran karası bir leke Yürüyoruz Ama ki ateşi de yakan bir tevekkülle ilerleyişimiz sahici değil artık.
Biliyorum Eskiler usul dairesince hatırlatırdı. Alnımızda hayırdan uzak, katran karası bir leke olacak varlığımız, Varlığını görmezden gelirsek yoksulun. Varlığımız, Hayat ve umut vermiyor artık. Artık zemheridir her sokak başı.
Ki Dirilik, Ki Diriliş, Döndüğümüzde sırtımızı yoksula. Döndü bizlere hayra ve umuda dair ne varsa sırtını.
Oysa açıp hikmet kitabını okuyup, usulünce demiştik; Hayatın ve umudun yeniden yeryüzünün damarlarına yürüyüşünü mümkin kılacak yegâne şey yoksulu gözetmemizde gizlidir.
Biliyoruz ki Artık kaybolduk, Kendilik bilgimizi hatırlatan her şeyi umursamazlık putlarına adak sunduğumuzda, Kaybolduk Kaybolduk yoksulun sefertasında
Öyle ki Hangi vakit kaybettik yoksulluğun içimize düşürdüğü acıyla bakmayı, İslam şehri, koca bir ütopyayı inşa eden bir kompozisyonun satır arasında dahi kendine yer bulamıyor oldu.
Bilmeliyiz ki Bizi bekleyen, Yoksulluk denizi yutmuş sonsuz geceler olacak.
Oysa inanırdık ki Yoksulluktan sızan her çığlığın üzerimizde hakkı vardır.
Kaybederek, kaybolduk. Kırk kapılı dipsiz bir odaya hapsettik vicdanımızı. Geçmiş ola!
Paçalarımızdan yoksulluğun kan kusan gölgeleri sızmakta, Geçmiş ola!
Gücün ve servetin her türlü değerden üstün olduğunu paslı çivilerle kazdık kendisine bile ihanet eden zihnimize Geçmiş ola!
Yoksulun ve yoksulluğun sızmadığı sokaklara çekildik, Gayrı Uysal ve titrek bir ruh halidir kalelerden inmeyişimize güçlü mevziler kazıyan. Ensemizdeki her yağ tabakasını bir başka koruma memuru kolluyor Hayır (lı) Olsun
Eskiden dualarımızı salimlik doğuran bir örtü gibi çekerdik üstümüze. Korunurduk. Şimdi Üstümüze gecenin karanlığına sızmış finansal birikimlerimizi çekiyoruz. Finansal değerlerimize sığınarak konuşuyoruz. Oysa Allah en güzel vekildi bizlere Ve Hatırlatıyordu bahçe sahiplerinin durumunu.
İçinde bulunduğumuz duruma uzun soluklu bir zılgıtı çeksek yeridir. Belki hatırlatır bizlere kaybımızı.
Rabbim! Çok geç olmadan yeniden sana sığınacağımız bir vakit arala bizlere Duanın dirilticiliğine sığınalım Ki dua ellerimizin uzak ülkesi olmaktan beri yana düşsün.
Bilmezdik biz bir zamanlar reel politik zırvalıklarını. Bir zamanlar yüzlerimizin ardına niyetlerimizi saklamayı akıl edecek denli piyasacı bir algıya sahip değildik. Üstelik Cesaret edemezdi bu zihin hali salınarak geçmeyi sokak aralarımızdan. Çünkü Bilirdi ki yüzün, görünenin ardı sıra bir yüzü yoktur. Koca bir tebessüm sadece koca bir tebessümdür. Asla gizli saklı hesaplar için biriktirilecek geçer akçe sermayesi değildir koca bir tebessüm.
Tebessüm sadece bir tebessümdür.
Bir zamanlar bilirdik ki komşuda pişen aşta, kokusunu duyan herkesin hakkı vardır. Buna sebep Açılıktan ölen olmazdı bu salim yörelerde. Herkes, herkesi gözetir, bir duvarın tuğlaları olduklarını unutmazdı. Bilirdi ki unutmak lanetlenmektir. Unutup da unutulandan olmamak bilgisi inşa ederdi evrenlerimizi. Buna sebep Kitabın ve hikmetin inşa ettiği insanlar bir tarağın dişleri görünümünden uzak bir yere düşmezlerdi.
Gözlerimiz bir muştuyu gözler gibi yoksulu gözlerdi. Durup dinlendiğimiz yer Star Bucks kafeler değil; bir ağaç gölgesi, bir camii şadırvanı yahut dostun salimlik veren kalbi olurdu.
Yoksulluğu, son giden trenle göndermiştik bir zamanlar. Şimdi sokakta salınıp duruyor yoksulluk. Gözlerimizin içine çığlıklar düşürerek bakıyor, Biz görmüyoruz. Çünkü Kaybetme korkusuyla dokunmuş perdeler ışık düşürmüyor vicdanımızın diğer yanına.
Şimdi Kaybetme korkusu biriktirip reel politik kusuyoruz. Yürüdüğümüz çamurlu yolda paçalarımız çoktan kirlendi. Geçmiş ola!
Kitabı ve kitabın sahibini akılda tutarak diyelim; Yoksul kimdir? İhtiyaç sahibi olan mı yoksa müstağni olan mı?
Yorum (3)
... Yazan: Tuğbanur yalçın , July 06, 2009
Kiminin doymazlığından kimileri aç kalıyor işte .Rıdvan ışık beyfendininde dediği gibi yoksulluk kader değil adaletsizliktir.Allah merhametlidir aç bırakmaz,kulunu sıkıntıya sokmaz ancak işte merhametsiz insanlar kendine ve diğerlerine zulmeder,kiminin gözü doymaz bir türlü, doymaz yoktur doymasına imkan.ama bilmez işte en lezzetli şeyin paylaşmak olduğunu.tek yediğin lokmada ne tat vardır ki bir başkası açsa açıktaysa,ya paylaştığın beraber yediğin, o öylemidir ki onda ki tat hiç bir lokmada yoktur.belkide bu tadı alamadıklarından bu kadar açlar.VE DOYUMSUZLAR...
... Yazan: Burhan demiralp , July 04, 2009
Kör olasın yoksulluk/kör olasın da yoksul müslüman göremiyesin,/kör olasın da tutuğun kendin olasın/topal olasın da müslümanı kovalıyamıyasın/sağır olasın da açlıktan ağlayan bir çocuk sesi duymayasın...
... Yazan: Rıdvan Işık , July 04, 2009
Yoksulluk kader değil adaletsizliktir.Yoksa zekat dinimizin şartlarından olmazdı.Herkes karınca kararınca bunla savaşmalıdır.Bu konular alimlerce çağdaş dünyanın koşullarına göre yeniden yorumlanmalıdır...İşlenmelidir...