Anasayfa  |   Dinleti  |   Kitaplık  |   Sanattan Yaşama  |   İletişim  
Anasayfa
Kuran Mektebi
Felsefi Bakış
Makaleler
Göller Ülkesinde Bir Ada
Kitap Tahlilleri
Sebilürreşad ve Sıratı Müstakimden
Basından
Söyleşiler
Kültür Sanat
Tozlu Sayfalar
Güne Gecikmiş Fotoğraflar
Çocuk ve Genç Mektebi
Düşünce-Analiz

Site İçi Arama




Mustafa SEKİLİ
Din ve Bilim
Düşünce-Analiz
Kamil KOÇ
Sanat Nedir? Hareketli Görüntünün Teorik Çerçevesi
Sanat
Kamil KOÇ
Sanat Nedir II
Sanat
Ali ŞERİATİ
Sevgi Aşktan Üstündür
Tozlu Sayfalar
Irvin YALOM
Annem ve Hayatın Anlamı
Öykü
Mustafa SEKİLİ
Prof. Dr. Fuat SEZGİN ile Söyleşi [Görüntülü]
Söyleşiler
Mustafa SEKİLİ
Âsaf HÜSEYİN ile Söyleşi
Söyleşiler
Mehmed ÂKİF
Sabır
Sebilürreşad ve Sıratı Müstakimden
Halime TOROS
Harezmi
Göller Ülkesinde Bir Ada
Prof. Dr. Fuat SEZGİN
İslam Kültür Dünyasının İlimler Tarihindeki Yeri
Makaleler
Paul TİLLİCH
İman ve Akıl
Düşünceler
Yasin YARAR
İçimizde Duran Hakikatin Hayat Üreten Yüzünü Perdeleyen Korku
Güne Gecikmiş Fotoğraflar
Atasoy MÜFTÜOĞLU
Ahlaki-Vicdani Tükeniş
Düşünce-Analiz
Prof. Dr. İlhami GÜLER
Günümüzde Bir "Direniş Teolojisi"ne Duyulan İhtiyaç
Düşünce-Analiz
Hülya DURMUŞ
Shakespeare'in Üç Oyunu ve Şiddet Çeşitlemeleri
Tiyatro
Prof. Dr. Mevlüt UYANIK
Kenar Mahalle Köpeği
Sinema
Prof. Dr. İlhami GÜLER
İran İzlenimleri
Deneme
Özdemir ASAF
Geldim
Şiir
Tunku Hasan Dİ TİRO
Özgürlüğün Bedeli
Tozlu Sayfalar
  Anasayfa arrow Tozlu Sayfalar arrow Barat Hacı
Barat Hacı

Süleyman ÇOBANOĞLU

 O’nu bayram zamanı haberlerde gördümdü.

Yüzyıllık bir hüznün fışkırdığı gözlerinde iki iri yaş ırmağı, gür ve beyaz sakallarına doğru devrilirken, bir elini bir yumruk yapmış hıçkırıyordu.

Diğer bileği, kızıl cin konsolosluğunun demir parmaklıklarından kelepçeli…

Başında Uygur takkesi ayağında mesler ve lastik ayakkabılar.

Diyebilirsiniz ki, başı Türkistan, ayağı Makedoncaya…

İşte öyle bir adam.

Barat hacı.

                                                                                     ***

Televizyonlarda bir çala görünüp kayboldu.

“Çin konsolosluğunda eylem varmış”diye koştur koştur giden kameralar, baktılar ki bunlar dünyanın yeni süper gücüne kafa tutmaya uğraşan maceracı ve cılız bir cemaattir, yüz geri kışlalarına döndüler.

Zaten gazeteleri de bu meseleyi Peru krizi kadar önemsemedi. Apoletli medya, demeğe getirdi ki “bu dost ve kardeş ülke Çin’in içişleridir. Geçiniz.”

Geçtik biz de.

Nasılsa bizler avanaklardık.

Mesela adamlar bir pompalı tüfeği on metre ileriye atıp iki ellerini çırparak “hadi Türkiye juniour, getir!”diyorlardı; ağzımızda tüfekle koşa koşa geliyorduk.

“muma bakın muma”diyorlardı, mumlara bakıyorduk.

En salakça nümayişlerin yapıldığı, eceliyle ölen mütekaid Mehmet efendinin cenazesinde bile “kahrolsun şeriat” diye bas bas bağırılan memlekette, Kudüs şöyle bir hatırlandı diye az kalsın altta yağız yer delinip üstte mavi gök çöküyordu.

Bütün bunlar olurken seksen yaşındaki bir adam ağlaya ağlaya bileğine kelepçe vuruyordu.

Barat hacı, azatlık istiyordu.

Barat hacı.

Seksen yedi yıllık ömrünün tam yirmi iki senesini, kızıl çinin zindanlarında geçti.

Yirmi iki yıl boyunca şu meşhur Çin işkencesinin en damıtık örnekleriyle tanıştı.

Bir buçuk metre uzunluğunda, seksen santim genişliğinde bazik bir hücrede iki yıl boyunca çıldırmaya ve ölüme direndi.

Gün ışığını, günde yalnızca beş dakika görebiliyordu.

O da birinden su içip yemek yediği diğerine abdest bozduğu iki toprak kaseyi cellatlarına uzatmak için…

Elleri, ayaklarına zincirliydi; tam on altı okkalı zincirle.

Ne et ne yağ çeyrek asır boyu, her gün bir parça mısır ekmeği.. “eğer” diyordu. “bir gün oruç tutup bir gün yememiş olsaydım, çoktan ölürdüm”

Saçı ve sakalı beline inmişti. Tırnaklarını taşlara sürterek kısaltabiliyordu. Öyle kirlenmiştiler ki pantolonları çıtır çıtır kırılıyorlardı.

“Yirmi iki yıl boyunca” diyor Barat Hacı, “geceleri kuran okuyup namaz kıldım, gündüzleri de idman yaptım. Öyle olmasaydı…”

Her cümlesini “Allah beni sakladı” diyerek bitiriyor.

Yirmi iki yıl böylece bitiyor.

                                                                                   * * *

Nihayet Türkiye…

Şu bizim yapma bir top gibi teptiğimiz şu bütün Müslüman-Türklerin rüyası Türkiye…

Çinliler, burnuna acı biberle kaynamış sirke karışımı döktükleri için gözleri biraz zayıf. Öyle işkenceler görmüş ki, bağırsaklar bendinde yer değiştirmiş. Bir operasyon ve böbreği de yok artık.

Ama Barat Hacı dimdik ayakta!

Öyle ayaktaki, Türkiye de görmeye başladığımız gök bayrağı sallıyor. “namazdan sonra uyku tutmadı, dolaşmaya çıktımdı” diyor, sabah vakti gizlice sızdığı Rum kesiminde askerlere…

Hacca gidip orda bayrak acıyor, eylem yapıyor…

“ben ayaktayım” diyor Barat hacı.

                                                                                     * * *

En gayretlilerimiz bile, nihayet haritaları acık petrol boru hatlarının üzerine kırmızı işaretler koyuyoruz. Oysa Müslüman direncinin ne olduğuna, bireysel cehdin neye tekabul ettiğine gelince, orda sözü Barat hacı alıyor.

“komünist” derken sanki tükürüyor. Ve sanki tükürürken gözetim altında tutulduğu üç yıl boyunca, sırtında “vatan haini” göğsünde “panislamist-pantürkist” yazılı beyaz mintanıyla temizlediği komünist helâlarına tükürüyor.

“ya istiklal ya ölüm” diyor yumruklarını sıkarak.

Barat hacı, bizim oyunumuzdaki eksik taşı tamamlıyor. Barat hacı bir yaşamak dersi veriyor.

Onun yumruğu bol füzeli çini bol petrollü rusu ve bol çeşitli İngiliz’i tuz buz edecek.

Onun elleri yeni doğan doğu Türkistan’ın ceviz beşiği…

Çünkü onun adı Barat Hacı.

Yani Barat

Yani kurtuluş…


Milli Gazete 


 

Yorum (2)add comment
...
Yazan: Burhan demiralp , July 16, 2009

Uygur müslümanlarının kanını yerde bırakma Allahım...

...
Yazan: yasin yarar , July 15, 2009

Yıllarca önce okuduğum bu yazı bende bir yere oturmamıştı. Şimdi oturuyor. Fakat aradan geçen onca zamanın hesabını Allah'a nasıl vereceğim bilmiyorum.
Nicedir özgürlüğümüzü yitirdiğimizden olsa gerek özü gür olmanın insanlık haritasında nereye düştüğünden beriyiz. Yaşıyor olmak direniyor olmak değil artık bizim için. Ki alışkanlığın alıklaşlaştırdığı sulara ses verip içimize huzur devşirdiğimiz saflığına hiç yüksünmeden inanıyoruz.
Zülüm, fıtraı bozumuş olan insanların bulunduğu her yerde kendisine hayat bulmaya devam edecektir. Bu kesin biline. Ama burada aslolan bizlerin zulmün hani tarafında durduğumuzla ilgili olduğunu düşünüyorum. Susmak, şeytanla benzeşmekse, şeytanın hangi yönünde yer alacağımız daha bir önem kazanıyor.



Yorum Ekleyin
 

busy
 
 

Felsefi Bakış / Kavramlar

medeniyetmektebi.org © 2007-2010
Bu sitede yer alan yazılı ve görsel içerik medeniyetmektebi.org kaynak gösterilerek iktibas edilebilir.
Yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.

bilgi ve medeniyet etütleri merkezi