Meşhur hikâyedir: Bir gün baba ile oğul adamlık bahsine dair tartışırlar. Babası oğluna, “Oğlum sen adam olmazsın”, der. Oğlu da babasına, “Olurum”, diye cevap verir. Aradan yıllar geçer… Oğlu üniversite okur ve kaymakam olur. Gün gelir babasını makamına çağırır: “Bana adam olmazsın demiştin, bak okudum kaymakam oldum” der. Babası bunun üzerine der ki: “Ey oğlum ben okuyamazsın demedim ki, adam olmazsın dedim.”
Şeytanın tatlı fısıltıları eşliğinde edinilen herhangi bir kişisel başarının, insanın içindeki hayvanı evcilleştirmediği aşikâr! Öyle ya… Çağın insanı doyumsuzluğuyla inşa etmiş durumda varlık sebebini… Çünkü kötücül eğilimlerinden sirayet eden hayvansı başarılarla övünebilme kabiliyetine sahip o! Makam, mülk ve mide orantılı bir telaşın koşuşturmasında, insanî duyarlılık temenni edilebilir mi böylesi bir canlıdan? Reklâm diliyle belirtmem gerekiyorsa, şu tip zihinsel yönlendirmeler çözümleyici olacaktır muhtemelen: Ne bekliyorsun düşünme, yetinme daha fazlası, zirveyi yakala… Gel de dizginleyiver insanı: Gel de utandır! Ne mümkün… Ruhî açlığını da haftalık terapilerle giderebilirse, değmeyin keyfine!
Camus haklı: “Bir insanın tek başına mutlu olması utanılacak bir şeydir.” Bittabi insan başarılarıyla mutlu oluyor; başarılarıyla tadıyor yaratılmışlığın hazzını… Fakat yaşayışı esnasında insanın biçimlendiricisi de, önceliklerinden ibaret! Şu kadar puan alıyor, şuradan diploma ediniyor, kazanıyor, biriktiriyor, ibadetleştiriyor zenginliğini… Netice? Başarı… Alkış! Sahiden de hipnotize ediyor alkış… Modern dünya bu yüzden gürültülü belki de! Başarılıların gürültüsü bu…
Soru şu: Neye göre ve kime göre başarı?
Başarı, soyut bir kavram olduğu için, tek tip bir tanıma indirgenemiyor ve konumlandırılamıyor. Dolayısıyla, özünde, hem iyi, hem de kötü olanı barındırabilen insan, ahlakî bir kaygı gütmediği müddetçe, her hâlükârda “başarılı” olmaya elverişli bir varlık… Hobbesvari olacak ama: Rekabet, güvensizlik ve şöhret, dövüşmeye maruz bırakıyor insanı. Her yol mubahlaşıyor sonra…
Öte yandan, başarı denilen şey, yalnızca şeyleştirdiği için, geçici mutluluklara gebe aslında: Çünkü “kapitalist nitelikli ekonomik etkinliğin” uzun vadede mutluluk getirmesi mümkün gözükmüyor. Bu durumda şu tip haberlerle karşılaşmak kaçınılmazlaşıyor: “Miss Argentinien olarak ün yapan manken Solange Magnano daha güzel bir popoya sahip olmak için ameliyat masasına yattı ama bir süre sonra akciğer embolisinden hayatını kaybetti.”
Esasında, başarıya odaklanan insan, başarısızlığa hazırlıksız yakalandığı için, en ufak bir artçı şokta sarsıntı geçiriyor. Zannedersiniz ki enkaz altında kalmış! Özün ve sözün uyumsuzluğu, insanı insanî duyarlılığından uzaklaştırabiliyor… Makamı, mülkü ve midesi öncelikli olanlar için can öylesine tatlı ki, korumak ve kollamak için her şeyin araçlaşması gerekiyor mutlaka! Erkeğin fahişesi de buradan nüfuz ediyor zaten. Eşya fetişizmine maruz kaldıktan sonra, ben’ini kutsamayıp da ne yapsın insan?
Fakat her şeye rağmen unutmamak gerekiyor: Merhum Ömer Lütfi Mete ağabey’in deyişiyle, “Allah’ın intikam ve ibret sopası”, başarılının da başına inebiliyor pekâlâ!
Yorum (1)
... Yazan: Rıdvan Işık , February 06, 2010
başarı çoğunluk dünyevi,hedef putu!dur.Sahip olma hırsına hizmet eden zalim bir duygudur ki,günümüzde dahil müslümanların dualrının analizi çoğunluk dünyevi başarılardır.Rabbim bana Hikmetini ver,veya ilmimi artır diyene kolay kolay rastlayamazsınız,Erich Fromm'un deyimiyle "Tanrı artık bunların büyük muhasebecisidir,dini başarılarını bile sahip oldukları m addi şeylerle ölçerler,bügün müslümaanların hikayeci yazarlarına bakın hep dünyevi kazançların dindarlıklarının ödülü gibi algıladıklarını görürssünüz,yazık,Osho' kadar bile olamıyorlar ki," ""bazen başarı kadar üyük başarısızlık yoktur,der,selemlar...