Allah; insanı, yeryüzünde halife olarak, en güzel bir şekilde yarattı.1 Bilgiyle donatarak ona “emaneti” yükledi.2 Akıl sahibi bir varlık olarak onun, yeryüzünü imar etmesi, sorumluluğunu yerine getirmesi gerekiyordu. Zaten hayat ve ölümün olması, imtihan için, kimin daha iyi iş yaptığını belirlemek içindir. 3
Kur’an, insanları düşünmeye, akletmeye, fikretmeye, tezekküre çağırır. İnsan başıboş bırakılmamıştır. Yerlerin ve göklerin yaratılışında ayet (işaret) ler vardır. İnsanlar bunların hikmeti üzerinde düşünmelidirler. 4
Kur’an’ın bu ve benzeri tarzdaki ayetleri, mü’minlerdeki aklî ve ahlakî enerjiyi harekete geçirmiş, onlar, yeryüzünde Allah’a dayalı, ahlakî, sosyo-ekonomik anlamda adalet merkezli bir medeniyet oluşturmuşlardır. Allah’ın elçisi Muhammed (S.A.V)’in Medinesi, böyle bir medeniyet modelidir. Bu medeniyetin en önemli özelliği, diğerkâm oluşudur, bencil bir medeniyet olmamasıdır. Peygamber (S.A.V)’den sonra da Müslümanlar, evreni, aynı ruhla araştırmaya, incelemeye, yeryüzünü imar etme görevini yerine getirmeye devam ettiler.
Yunan-Grek düşüncesinin halefi durumundaki Batı, Ortaçağda, tarihinin en karanlık dönemini yaşarken, Müslüman düşünürler; bilgi, felsefe, kültür üretmeye, medeniyette yeni açılım ve atılımlara devam ediyordu. Müslümanların düşünce tarihinde, Din-Felsefe (Din-Bilim) arasındaki gerilim çok şiddetli değildi. Oysa Batı düşüncesi için durum tam tersidir. Din-Bilim arasındaki gerilim çok büyük olmuştur. Bilim adamları, kilisenin dogmalarıyla -aforoz- karşılaşmış, aklî enerjilerini açığa çıkaramamış, bilim üretememişlerdir. Kiliseye karşı çıkan Bilim adamlarının trajik öykülerine, başlarına neler geldiğine, konunun uzmanları yabancı değildir.
Batı düşüncesinin kaynağı durumundaki Yunan-Grek düşüncesi, Çin ve Hint düşünce sistemlerinden aldıklarını, kendi kültür evrenlerine ait özelliklerle donatarak daha da geliştirmişler ve büyük bir felsefe hareketi oluşturmuşlardır. Yunanlılar böylelikle mitos döneminden logos dönemine geçtiler. Sokrates, Platon, Aristoteles gibi büyük filozoflar çıkardılar. Bu filozoflar muazzam eserler - fikirler- üreterek medeniyetin seyrini değiştirdiler. Ne zaman Yunan düşüncesi duraklama dönemine girdi, bu kez sahneye Müslüman düşünürler çıktı. Yunan felsefesinden aldıklarına kendi renklerini, hususî özelliklerini de katarak, Felsefe-Bilim tarihine büyük düşünürler, bilim adamları sundular; Farabi, İbn Sina, İbn Rüşd, İbn Tufeyl vd.
VIII-XV. yüzyıllar arasında Müslümanlar felsefe ve bilimin öncüsü oldular. Harezmî ilk cebir kitabının yazarıydı. Sinüs ve kosinüs denince akla Bettânî geliyordu. Kimyanın kurucusu Câbir B. Hayyan, Optik’in kurucusu İbn Heysem’di. Matematikte Ömer Hayyam büyük başarılara imza attı. Ayrıca Birûni, Uluğ Bey, Ali Kuşçu vd. bilim tarihinin önemli simaları oldular. 5
Müslümanlar, medeniyetin öncüsü oldukları dönemlerde, felsefe, bilim ve kültür alanında dünyaya yol gösterdiler. Bilim tarihinde büyük başarılara imza attılar. Ne zaman araştırma, inceleme ruhunu kaybettiler, geçmişteki başarılarıyla övünmeye, taklide başladılar, özgünlüklerini kaybettiler, durağan hale geldiler, açılım ve atılım özelliklerini kaybettiler. Tabi bütün bu hususlarda, Batı sömürgeciliğinin etkilerini de göz ardı etmemek gerekiyor. 6
Batı düşünce tarihinde Din (Kilise) -Bilim arasındaki gerilim bilimin lehine sonuçlandı. Zincirlerinde kurtulan bilim adamları kiliseye başkaldırarak 16. yüzyıldan itibaren aydınlanmayı gerçekleştirdiler. Müslümanlardan aldıklarını (bazen de çaldıklarını) geliştirerek bilimsel devrimler yaptılar. Fakat ağzına kadar dolmuş barajın bir anda boşaltılması, sağlıksız sonuçları ve yeni sorunları da beraberinde getirdi. Kiliseye karşı çıkarken aynı zamanda dine de tamamen cephe aldılar. Bu kez karşı çıktıkları duruma kendileri düştü. Kilisenin tahtına bilim oturdu. Bilim kiliseleri oluşmaya başladı. Din adamlarının yerine bilim adamları geçti. Müslüman düşünürlerden aldıklarını -çaldıklarını- da inkâr ettiler. Bilim tarihinde bir devamlılık yokmuş gibi, her şeyin üretimi sadece kendilerinin eseriymiş gibi bir kibre saplandılar. 7
Artık kilisenin dogmaları yerine bilimin dogmaları vardı. Garaudy’in dediği gibi karşımızda artık Batının diğer milletlere karşı “Bilimsel Entegrizmi” vardı.8 Bu düşünceye göre sadece Batılılar medeni, diğerleri -ötekiler- barbar idiler. Kendilerinin geri kalmış milletlere medeniyet götürme misyonu vardı. Sömürgeci Batı düşüncesinin -ya da düşüncesizliğinin- böyle bir zihin biçimiyle, evreni nasıl tahrip ettiğine, ehlileştirilmesi(!) gereken milletlere, savaş ve katliamlarla medeniyeti(!) nasıl götürdüklerine, akıl sağlığı yerinde olanlar ve tarih tanıktır. Sonuç, bilimsel başarılarla birlikte, büyük yıkımlar, hayal kırıklıkları, toplumsal travmalar, bunalımlar, manevi çöküş, kan, gözyaşı vb...
Kendilerine “yeryüzünde bozgunculuk yapmayın” dendiği zaman, “Bizler sadece düzelticileriz” derler. İyi bilin ki, asıl bozguncular kendileridir, lâkin farkında değillerdir.” (2/ Bakara, 11–12) Bu sorunlardan insanlık nasıl kurtulacaktır? Bize göre bilim, müstağni, mütekebbir tavrından vazgeçmeli, dinle tekrar barışmalı ve kendisinin yıkıcı sonuçlarına karşı dinle işbirliğine girmelidir. Bu konuda Batının sorumluluk bilincini yitirmemiş aydınları da aynı şeyleri söylemektedir. Modern psikolojinin en önemli isimlerinden Gordon W. Allport da dinin bu konudaki rolüne işaret ederek şunları söylüyor: “İnsanın hayallerine, amacına, idealizmine ve değerlerine ne olacaktır? Bu gelişme biçiminde din eskisinden daha olumlu bir pozisyon kazanabilir. Bilimsel fikirlerin üzerinde zar zor yeşerdiği kurak bir toprak olma yerine din temeli yaşamsız ve değersiz bir hale gelmiş bilime taze ve aydınlatıcı fikirler sunarak onun bir destekleyicisi rolünü üstlenebilir.” 9 İnsanlık, derin sorunlarından dinin şu uyarısını dikkate aldığı zaman kurtulacaktır.
“Allah’ı unutup da, Allah’ın da kendilerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın; onlar, yoldan çıkmış kimselerdir.” (59/ Haşr, 19)
1 95/Tin, 4 2 33/ Ahzab, 72 3 67/ Mülk, 2 4 45/ Casiye, 3–5 5 Arı, Mehmet Salih; “Ortaçağ İslam Dünyasında Matematik Biliminin Gelişimi”. İslâmiyât 7 (2004), Sayı 2, s. 91–101 6 Kadir, C.A.; “İslam Dünyasında Gerileme” İslam Düşüncesi Tarihi, Editör; M.M. Şerif, İnsan Yay., İstanbul 1991, s. 209–225 7 Sezgin, Fuat; “İslam Kültür Dünyasının İlimler Tarihindeki Yeri” İslâmiyât 7 (2004), Sayı 2, s. 9–19 8 Garaudy, Roger; Entegrizm, Çev: Kamil Bilgin Çileçöp, Pınar Yay, İstanbul 1992. 9 Allport, Gordon W; Birey Ve Dini, Çev: Bilal Sambur, Elis Yay., Ankara 2004, s.134
Yorum (9)
... Yazan: MERVE , April 01, 2010
cok begendim hocam elinize sağlik 10-H MERVE ÇETİN
... Yazan: er , March 30, 2010
din ve bilimi çok güzel bir şekilde sentezleyerek bize sunduğunuz için allah razı olsun
... Yazan: merve , March 18, 2010
super tek kelımeyle
... Yazan: MERYEM , March 18, 2010
ELİNİZE SAĞLIK GÜZEL OLMUS HOCAM ...12 B MERYEM
... Yazan: rabia , January 18, 2010
çok süpersiniz hocam sizi seven biz merve ve rabia 10 h
... Yazan: fethi , December 04, 2009
Aslında günümüz din olgusunun bilimle ne kadar barışmacı olduğunuda tıpkı bilimin dinle ne kadar barışık olduğunu sorguladığımız gibi sorgulamalıyız. Günümüzde hala din,bilimin bazı teorilerini kayıtsız şartsız reddetmektedir.Üzerinde düşünmeden ve dinsel boyutunu araştırmadan.
... Yazan: seyfi deliormanlı , October 29, 2009
Bugünkü müslümanların bilime bakışı,geneli göz önüne alındığında yeterince sıcak ve bağlayıcı değildir.Osmanlının bilime kayıtsızlığı,müslümanların sanayi çağını kaçırmasına yolaçtı:Bugün aradaki açık büyük boyutlarda ama kapanmayacak değil. insanını yaşamına hizmet eden yönüyle bilmi kutsal ad etmek mümkündür.İslam dünyası tefsir kitaplarını,gereksiz bilgilerle dolduracağına,dilin işe yaramaz sırlarını diidkleyeceğine insanların acıların ı dindiren buluşlara mesaisini ayırsaydı belki İslam dünyası bu halde olmazdı
... Yazan: rıdvan ışık , October 08, 2009
0smanlının 6oo yıllık saltanatında yapılan bilimsel-teknik bıluş sayısı 20 tane bile değidir,üç cami-dört minare yapmak islama hizmet değildir,yığınlarca lüzümsüz bilgiyi tefsir ,ilmihal kitaplarına koymak vazife değildir,marifet değildir, hala da düşünmek islam ülkelerinde lükstür-hla da bilim sanat sonlarda gelmektedir.
... Yazan: rıdvan vakıfahmetzade , September 26, 2009
Değerli hocam,hala da yanıgılarımız devam ediyor,500-600 milyonluk arap dünyasındaki bir yılda yapılan bilimsel yayın sayısı, İsrail deki İbrani üniveversitesnin yaptığı bilimsel yayın sayısının yarısıdır,hala da uyanış yok,hala da Gazalinin vs.uyuşturan, yazıları revaç buluyor,kitapları baskınüstüne baskı yapıyor.